Şu yazar için arşiv: Zeynep Luleci
Basitlik ve Karmaşıklığı Bütünleştiren Teknolojik Yeniliklerin Yaşam Kalitesine Etkileri
Küreselleşme ve teknoloji yeni pazarlar yaratmakta ve ticari sınırları ortadan kaldırıp, meydana getirilecek yenilikler için daha iyi ve geniş bir iş ortamı meydana getirmektedir. Böyle bir rekabet ortamında müşterileri tatmin etmek daha güç hale gelmektedir. Dünyanın önde gelen firmaları müşterilerini tatmin edebilmek için yeni fikirler, teknolojiler ve ürünler geliştirmek adına milyonlarca dolar harcamaktadırlar. Fakat bu durumun meydana getirdiği en büyük problemlerden biri karmaşıklıktır.
Günümüzde sanayi devrimiyle birlikte başlayan teknolojik gelişmelerin devamını yaşamaktayız. İşletmeler, teknolojik gelişmelerin süratle değiştiği, ihtiyaçların farklılık arz ettiği küresel rekabet ortamında devamlılıklarını sağlamak durumundadırlar. Bilginin işe dönüştürülmesi olarak ifade edilebilen teknoloji, kişilerin yaşam kalitesini etkileyip, beklentilerini arttırmaktadır. Zorlu rekabet ortamında, teknoloji şirketleri her yeni buluşlarında müşterilerinin beklentilerini karşılayacak ve işlerini biraz daha kolaylaştıracak, daha iyi özelliklere sahip teknolojik ürünler üretmek durumundadırlar.
Son kullanıcıya hitap eden ve kullanıcının doğrudan müdahalesiyle çalışan teknolojik ürünlerde, basitlik, kolay kullanım özellikleri ön plana çıkmaktadır. Teknolojik aletlerde bir iş bir tuşla yapılabiliyorsa, kullanıcıyı yormamak ve kullanımı kolaylaştırmak adına, alete bundan başka fonksiyon eklenmemektedir.
Teknoloji başlı başına karmaşık bir yapıyı içermektedir. Basitlik ise ürün dizayn bilimine liderlik eder. Basitleştirme, karmaşıklığın tam tersi olarak düşünülmemelidir. Aslında ikisi birbirine bağlıdır. Teknolojik ürünlerdeki iyi yapılmış basitlik içinde karmaşıklığı gizler.
Örneğin Google fazlasıyla basit bir kullanıcı ara yüzüne sahiptir. Son zamanlarda yaptığı düzenlemeleri daha yalın bir logo ve arama kutusu oluşturmak üzerine gerçekleşmiştir. Bunun yanında hiçbir reklam bannerı, öneri linki vs. gibi göz yorucu, karmaşıklığı arttırıcı herhangi bir süreçten kaçınılmış durumdadır. Diğer bir ifade ile web dünyasının en popüler uygulaması en basitleştirilmiş dizayna sahiptir.
Google’ın kullanıcı ara yüzü bu kadar basit olmasına rağmen arkasında büyük bir karmaşıklığı barındırmaktadır. İnternet üzerinde bulunan milyonlarca web sitesini, aranılan anahtar kelimeye göre saniyeler içinde sıralayan bu arama motorunun, arka yüzünde tam anlamıyla bir karmaşıklık yatmaktadır. Aslında bu mükemmel bir basitleştirmenin örneği olarak gösterilebilir.
Bu konuda verilebilecek diğer bir örnek de I Phone’dir. Apple’nin üretmiş olduğu bu telefonun ekranı kullanıcıya tek bir fiziksel dokunmatik buton olarak görünür. Hâlbuki telefonun kullanıcıya görünmeyen tam 153,601 butonu vardır. Kullanıcının parmağının dokunduğu yerde bu küçük butonlar işlemlerin gerçekleşmesine yardımcı olur.
Amerika’da zencilerin müzik dinlemek için omuzlarında taşıdıkları kaset çalarlardan sonra kullanıcının işini kolaylaştırmak adına daha küçük ve kullanışlı Walkman’ler üretilmiştir. Günümüzde ise Apple’nin üretmiş olduğu I pod’lar daha küçük, kullanımı basit ve içinde yüzlerce şarkıyı saklayıp çalabilecek kapasiteye sahiptir. Hatta Walkman’lerin yerini, Watchman yani “Gözlük TV”ler aldığından bahsedilmektedir. Bu teknolojik aletler kişilerin işlerini kolaylaştırmak ve yaşam kalitelerini yükseltmektedir.
Diğer taraftan bu kullanışlı aletlerin ön yüzündeki basitlik insanların işlerini kolaylaştırırken, arka yüzündeki karmaşıklık zamanla insanların hayatlarını zorlaştıracak cinstendir. Örneğin Google arama motorunda yapılacak 2 arama elektrikli ısıtıcıda bir fincan çay için su kaynatırken ortaya çıkan kadar karbondioksit salınmasına neden olmaktadır. Çünkü Google firması milyarlarca web sayfasını ve buradaki bilgileri depolamak için devasa sunucular kullanmaktadır. Dünyada günde ortalama 200 milyon arama gerçekleştirildiğini düşününce, dünya üzerindeki insanların işini kolaylaştıran bu teknolojinin arkasında yatan karmaşıklığın çevreye ne kadar zarar verdiği anlaşılabilir.
Hayatın bir parçası haline gelmiş olan teknolojinin çevreye verdiği zararları önlemek aslıda çok zor değildir. Temiz enerji alanında yapılacak olan yatırımlar konusunda hem toplum hem de şirketler bilinçlendirilmelidir. Büyük firmaların çevreye duyarlı olmak ve topluma karşı sosyal sorumluluklarını yerine getirmek adına güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaları oldukça önemlidir.
WCM ve Sürdürülebilir Ekonomi Arasındaki İlişkinin Tedarik Zinciri Yönetimine Etkileri
Doğanın doğrudan ekonomiye verdiği hizmetlerin farkında olmayan geleneksel ekonomi anlayışında, doğal kaynakların sınırsız ve insanoğlunun fiziksel dünyaya mutlak hâkim olabileceği düşüncesi ağır basmaktadır. Geleneksel ekonominin sürdürülmesi için ormanlara, yer altı sularına, atmosfere ve diğer doğal kaynaklara aşırı yüklenilmesi ile doğada oluşan tahribat tıpkı kartopu etkisiyle her geçen gün daha da kötü bir hal almaktadır.
Ekonomik faaliyetlerle ilişkisiz gibi görünen çevre faaliyetleri günümüzde iş dünyası, yatırımcılar ve tüketiciler için farklı bir boyuta taşınmıştır. Çünkü atmosferdeki sera gazlarının artışının arkasındaki en büyük etmenin insanlar tarafından gerçekleştirilen faaliyetler olduğu tespit edilmiştir. Dünyada her geçen gün ozon tabakasında meydana gelen tahribat nedeniyle küresel ısınma ve bunun getirdiği olumsuzluklar artmaktadır. Yaşanan küresel ısınma ve iklim değişikliklerine karşı küresel duyarlılığın artması, işletmeleri de gerçekleştirdikleri faaliyetlerde duyarlı olmaya doğru itmektedir.
Sürdürülebilir endüstri, iş yaparken her zaman daha ekonomik, daha çevre dostu ve sosyal sorumluluk görevlerini yerine getirmeyi amaçlayan bir endüstri olarak tanımlanabilir. Sürdürülebilir endüstri içinde yer almak isteyen firmalar, doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve dünya üzerindeki insanların genelini düşünerek yenilikler yapmayı ve ekonomik olarak büyümeyi amaçlamaktadırlar. Kurumsal sürdürülebilirlik; ekonomik, çevresel ve sosyal gelişmelerin tetiklediği riskleri iyi yönetip, bunlardan doğan fırsatları doğru değerlendirerek kurum ve yatırımcılar için uzun vadeli faydaların meydana getirildiği bir iş modelidir.
Günümüzde tüketicilerin, devletlerin ve isletmelerin sürdürülebilirlik kavramına olan ilgisi artmış ve bu konu ile ilgili stratejiler gündeme gelmeye başlanmıştır. İşletmeler için sürdürülebilirlik, kavramı üretim açısından ele alındığında üretimde sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu kavram genellikle üretim sürecinde çevreye verilen zarar ve olumsuzluklar karşısında ortaya atılmıştır. İşletmelerin sosyal sorumlulukları kapsamında bu olumsuzlukların giderilmesi amacıyla meydana getirdikleri yaklaşımlar uzun vadede işletme faaliyetlerinin devamlılığı göz önüne alındığında sürdürülebilirliği gündeme getirmiştir. Üretim faaliyetleri çerçevesinde ürünün tasarımından malzemenin geri kazanımına kadar giden süreçlerde meydana gelen farklı yaklaşımların hepsi sürdürülebilir üretim kavramıyla ifade edilebilir.
Günümüzün tüketim toplumlarının talep ettiği geniş ürün yelpazesinin üretilmesinin ve tedarik edilmesinin çevreye büyük ölçüde zarar verdiği şüphesizdir. İşletmelerin çevreye verdikleri zararı önlemeleri için hammadde, enerji ve isçilik gibi çeşitli girdilerin daha verimli kullanılmasını sağlamaları gerekmektedir. Bu konuda yalın üretim yaklaşımı şirketler için bir çıkış noktası oluşturmaktadır.
Yalın üretim, üretimde değerle israfın birbirinden ayırt edilmesi, israfın mümkünse yok edilmesi ve bu şekilde değerin ön plana çıkarılması mantığına dayanmaktadır. Yalın üretim sistemi içerisinde Dünya Klâsında Üretim Sistemi (World Class Manufacturing – WCM) ise 1990’ların başında literatürdeki yerini almaya başlamıştır. WCM’nin temel çalışma prensibi iş güvenliği ve israf analizine dayanmaktadır. Üretim sistemi; iş yeri organizasyonu, kalite, bakım ve lojistik olmak üzere 4 temel üzerine yapılandırılır. Sistemde sıfır hata, sıfır arıza, sıfır stok ve sıfır iş kazası amaçlanır. Dünya Klasmanında Üretim (World Class Manufacturing), üretim süreçlerini geliştirmeyi, organizasyon biçimlerini sadeleştirmeyi, fire ve atıkları azaltmayı amaçlar.
Dünya nüfusunun artması daha çok üretime, bu da daha çok atık maddeye, israfa ve enerji kullanımına neden olmaktadır. WCM yaklaşımı ile ürünün tedarikinden, üretilmesine kadar akla gelebilecek bütün süreçlerde israfın ve hatanın sıfıra indirilmesi esas amaçtır. Şirketlerin bu yaklaşımı benimsemesi örgüt kültürlerinin de değişmesini sağlayacak, israf azalıp, verimlilik artacaktır. Yalınlaştırma yaklaşımı şirketlerin yeşil mühendisliğe daha çok yaklaşmalarını sağlamaktadır.
Tedarik zinciri kavramına “yeşil” sıfatının eklenmesi ile organizasyonun malzeme yönetimi ve lojistik fonksiyonlarından son müşteri ağına kadar her bir aşamada çevreye duyarlılık baz alınarak meydana getirilecek yapılanmadan bahsedilmektedir. Yeşil tedarik zinciri yönetiminde, satın alma, üretim, dağıtım ve paketleme aşamalarında gerçekleştirilen faaliyetler çevreye duyarlıdır.
Tedarik zincirinin etkin bir şekilde yönetilmesi tersine lojistik ve yeşil yönetim kavramları olmadan mümkün olamamaktadır. Tedarik zinciri süreçlerinden biri olan “dönüşler” akademik yazında tersine lojistik olarak belirtilmektedir. Tüketim noktasından gönderilmiş ürün veya parçaların olası geri kazanım, yeniden üretim veya yok etmek için üretici tarafından sistematik olarak kabul edilme süreci, “tersine lojistik” olarak adlandırılmaktadır. Kullanılan ürünlerin tüketiciden üreticiye hareketi olan tersine lojistik, firmalar için önemli bir rol oynamaktadır.
Çevreci politikaların yeşil lojistik kavramını beraberinde getirdiği söylenebilir. Yeşil lojistik, ürünler müşterilere ulaşmadan önceki hammadde tedarikinden üretime, paketlemeye, taşımaya, depolamaya kadar olan faaliyetlerin yanı sıra atıkların geri dönüşümü ve tersine kullanımı ile de ilgilenir. Bunun için lojistik işlemlerde kullanılan araçların gaz emülsiyon ölçümleri yapılmalı, temiz akaryakıt kullanımı yaygınlaştırılmalı ve hurda araçların kullanımı engellenmelidir.
Yeşil lojistik, çevresel ve sosyal etmenleri göz önüne alarak, ürünlerin sürdürülebilir bir şekilde üretimi ve dağıtımı ile ilgilenir. Şirketlerin, tedarik zinciri yönetimi süreçlerine yeşil ve tersine lojistiği katması ile hem kendileri hem de çevre için büyük kazanımlar sağlanacaktır. Şirketlerin çevresel riskleri ve olumsuz etkilerini azaltıp, aynı zamanda kâr etmek ve pazar paylarını arttırmak için kazan-kazan stratejileri geliştirmeleri; maliyetlerini azaltıp verimliliklerini arttırmaları mümkün olabilmektedir. Bu sayede çevresel korunmanın yanı sıra sosyal, ekonomik ve operasyonel düzeylerde kazanımlar elde edilebilmektedir.
Örneğin, BMW, yedek parçalarını ve monte edilmiş arabalarını giderek artan oranda demiryollarını kullanarak taşımasının nedeni, taşımacılık ve paketleme maliyetlerini azaltıp israftan kaçınmak ve çevreyi korumaktır. Aynı şekilde HP’nin tedarikçilerini eğitmesi, yeşil tedarik zinciri konusunda verilebilecek örnekler arasındadır.
Bunun yanında üretim süreçlerinde insanların yerine robotların kullanılması, daha çok enerji sarfiyatına neden olduğu için firmalar yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmalı ve bu alana yatırım yapmalıdır. Minimum maliyetli ve kolay elde edilebilir enerji, sürdürülebilirlik açısından oldukça önemlidir. Yenilenebilir enerji kaynakları rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji, biokütle enerjisi olarak belirtilebilir.
Bu konuda en iyi örnek otomobil sektörüdür. Mevcut çevreci teknolojilerin kullanımıyla artık çevreyi kirletmeyen, yüksek performanslı her türlü aracın üretimi mümkündür. Honda, Toyota ve GM gibi birçok otomobil üreticisi ürün yelpazeleri içinde bu tür araçlara yer vermeye başlamışlardır. Otomobil endüstrisinin petrol tüketimine yönelik mevcut yapısı ve üretim sistemleriyle, günümüz çevre şartları içerisinde varlığını sürdürmesi çok zordur.
Küreselleşen dünyadaki zorlu rekabet ortamında müşterilerin daha bilinçli hale gelmesi, firmaların sosyal ve toplumsal sorumluluklarının artması gibi nedenler yeşil yönetim yaklaşımının yaygınlaşmasını sağlamıştır. Firmaların çevreye olumsuz etkilerin azaltılması için yapılacak harcamalardan daha fazla değer yaratıp rekabet üstünlüklerini arttıracağı, israftan kurtularak maddi olarak kar elde edeceklerini, ayrıca müşterilerinin güvenlerini kazanacakları şüphesizdir. Bu konuda gerçekleşecek olan kazan kazan modeli hakkında şirketlerin bilinçlendirilmesi ve temiz enerji kaynaklarına yatırım yapmalarının teşvik edilmesi gerekmektedir. Bunun için hangi yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyelinin ne kadar olduğu ayrıntılı olarak araştırılmalı ve üniversitelerde bu alanlarda çalışmalar yapabilecek nitelikli iş gücü sağlanmalıdır.
NLP (Doğal Dil İşleme)’nin Sosyal Medyadaki Rolü

Her yeni bir günde sosyal medya kullanıcıları, bu sitelerde yer alan markalar hakkında olumlu ya da olumsuz yönde paylaşımlarda bulunmaktadırlar. Firmaların sosyal medya alanında boy göstermelerinin bir nedeni de müşteri istek ve beklentilerini anlamak ve ona uygun stratejiler geliştirmektir. Dolayısıyla sosyal medya sitelerinde yer alan firmalar, müşterilerinin ne konuştuklarını daha iyi anlamak ve işlerini bir adım öteye götürüp, kendilerine rekabet avantajı sağlayacak bilgileri elde etmeyi amaçlamaktadırlar.
Bununla birlikte, sosyal sitelerde yer alan konuşmalar, farklı diller bu amaca ulaşılmasını pek mümkün kılmamaktadır. Online pazarlamacılar ve müşteri ilişkileri sorumluları, sosyal medya sitelerini gözlemleyip, filtrelemekte ve sonunda hedef kitleye ulaşabilmektedir.
Aslında bir müşterinin marka hakkında ne düşündüğünü öğrenmek NLP (Doğal Dil İşleme) teknolojisiyle mümkün görünmektedir.
Peki NLP Nedir?
NLP (Natural Language Processing – Doğal Dil İşleme), dillerin kurallı yapısını bir yana bırakarak, bilgisayarlar ve insanların doğal dilleri arasındaki ilişki ile bu dilleri işleme ve kullanmayı amaçlayan, yapay zekânın bir alt kategorisidir.
NLP teknolojisinde, genel kelime işlemcilerin aksine dil hiyerarşik bir yapıda ele alınır: birkaç sözcük cümle parçacıklarını, birkaç cümle parçacığı da düşünceyi ifade eden cümleyi meydana getirir. NLP bu noktada dilbilgisini düzenleyip, konuşmayı metine çevirip, diller arasında tercüme etmektedir.
Bu teknoloji, parçadan bütüne doğru hareket ederek metinleri anlamaya yardımcı olur. Örneğin, atılan bir Tweet ya da Facebook paylaşımında yer alan mesajın, pozitif, negatif ya da yansız olduğunu ortaya çıkarır. Tabiî ki bu duygu analizi, firmalara memnun edemedikleri hedef kitlelerinin ya da daha önemlisi rakiplerinin memnuniyetsiz müşterilerinin profillerine ulaşmalarını sağlar. Bu bulgular firmalara pazarlama, halkla ilişkiler, reklam çalışmaları için stratejik ipuçları elde etmelerine olanak tanır.
Doğal olarak bütün bilgisayar sistemlerinde olduğu gibi, NLP sisteminin de insan zekâsı seviyesinde olmasını beklemek yersizdir. Parçalardan bütüne doğru giden yaklaşımıyla, belki de bu sistem açıklaması beklenen metinden zaman zaman yanlış çıkarımlarda bulunacaktır. Örneğin bir paylaşımda yer alan “Bu koleksiyon yıkılıyo” ifadesi beğeniyi ifade ederken, sistemin bunu olumsuz olarak algılaması muhtemeldir.
Müşteri odaklı yaklaşımların çok önemli olduğu günümüzde, bu teknolojinin firmalara rekabet avantajı sağlayacağı şüphesizdir. Genel olarak müşterilerin marka ya da firma hakkında neler söylediği, görüşlerin pozitif ya da negatif yönde olduğu anlaşılarak buna uygun stratejiler geliştirmek mümkündür. Ama daha önce de belirtildiği gibi NLP teknolojisinden bir insan zekâsının yaptığı gibi bir algılama performansı beklemek yanlış olacaktır.
Teknolojik Gelişmeler ve Müşteri Odaklılığın İş Yeri Düzenine Etkisi

Günümüzün rekabetçi ortamında işletmelerin hayatlarını sürdürebilmeleri ve rekabetçi avantaj sağlayabilmeleri onların teknolojik gelişmelere ayak uydurmasına bağlıdır. Sanayi Devrimi, I. Ve II. Dünya Savaşlarından sonra ulaşım ve iletişim teknolojileri alanında büyük değişimler meydana gelmiştir. 1970’li yıllarda meydana gelen petrol krizinden sonra Toyota’nın kalite, fiyat, hız gibi kavramlarla ön plana çıkması dünyada rekabetin daha yoğun olarak yaşanmasına neden olmuştur. Toyota’nın süreçleri son derece esnek ve müşteri taleplerine cevap verecek gibi tasarlanmıştır. Stoğa yönelik üretimin yerini siparişe yönelik üretim almıştır.
Gelişen teknoloji sayesinde üretilen bir ürünün kopyalanması, oldukça kolay hale gelmiştir. Bu durumda üretim değer yaratan bir olgu olmaktan çıkmış ve rekabetçi avantaj sağlayabilmek adına müşteri odaklı yaklaşımlar gündeme gelmiştir. Etkin bir müşteri ilişkileri yönetimi ve müşterilerden elde edilen bilgilerle oluşturulan veri tabanları işletmelerin, müşteri istek ve beklentilerine daha iyi bir şekilde cevap verebilmelerine olanak tanımaktadır. Müşteri odaklı yaklaşım ile doğru ürünün, doğru müşteriye, doğru fiyat teklifi ile ulaştırılması ve müşteri memnuniyeti sağlanmalıdır. Toplam Kalite Yönetimi içinde müşteri odaklılık temel kavramlar arasında yer almaktadır. Toplam Kalite Yönetimi içinde yer alan iç müşteriler, yani üretim sürecinde ürüne katkıda bulunan işletme çalışanlarının, iç süreçlere katılımının sağlanması ile kalitenin yükseltilmesi amaçlanır. Böylelikle dış müşterinin yani ürünü satın alan müşterinin memnun edilmesi sağlanır.
İşletmelerin müşteri istek ve beklentilerini yerine getirebilmesi adına kaynaklarını ve yeteneklerini esnek bir sürece adapte etmeleri; üretim süreçleri ve ürünleri yeniden düzenlemeleri gerekmektedir. Yeni teknolojinin kullanılmaya başlanması üretim süreçleri ve organizasyon yapılarında köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda yalınlaştırma, esnek organizasyonlar, organizasyon içindeki kademelerin kaldırılması gibi gelişmeler meydana gelmiştir.
Firmalar yüksek maliyetlerden ve iş süreçlerindeki karmaşıklıktan kurtulmak adına modüler tasarımları benimsediler. Bir ürünü alt modüllere bölerek, tasarımcılar, üreticiler ve kullanıcılar esneklik kazandılar. Müşteri beklentilerini karşılamak ve kar elde etmek için firmalar yoğun maliyetleri düşürme, buluş hızını arttırma ve kaliteyi iyileştirme çabası içinde, karmaşık sistemleri alt modüllere ayırmayı denediler. Örneğin Mercedes firması yeni bir spor araba montaj tesisi planladıklarında arabanın karmaşıklığı yüzünden tesisin yüzlerce tedarikçiyi kontrol etmesini ve çok miktarda stok tutması gerektiğini fark ettiler. Bu durumda karmaşık sistemi üretim modülleri şeklinde yapılandırdılar. Arabanın şoför mahalli, General Motors’a ait bir fabrikada üretilen bağımsız bir modül haline dönüştürüldü. Amaç daha kaliteli, daha iyi tasarımlı ve daha uygun fiyatlı ürün meydana getirerek, müşteri memnuniyetinin sağlanması ise modülerlik, firmalara rekabet avantajı sağlamalarında yardımcı olmaktadır.
Bu konuya verilebilecek bir örnek firma, Japonya’da bulunan National Biycle’dir. 1980’li yıllarda bu firma Taywan’dan gelen ucuz bisikletler ile rekabet edemeyerek batma noktasına gelmiştir. Daha sonra “yığınsal kişiselleştirme” yoluna giderek, müşterilerine değişik renk ve ebatlarda 2 milyon seçenek sunmuştur. Ürünler tamamen müşterinin istekleri doğrultusunda, talebe göre yapılmaktadır. Siparişler bilgisayar kontrollü cihazlarda, kalifiye işçiler tarafından yapılıp, 2 hafta içinde müşteriye teslim edilmektedir. Müşteriler 2 milyon seçenek arasından istedikleri bisikleti seçebilme fırsatı verdiği için, 2 haftalık teslimat süresine rağmen National’ı tercih etmektedir. National’ın satış yaptıkları işyerlerinde, müşterinin 2 milyon adet bisiklet içinden istediğini seçmeleri için katalog yöntemi kullanılmaktadır. Müşterinin seçtiği bisiklet modeli fabrikaya fakslanmakta ve bilgisayarlı sistemler sayesinde hazır gövde üzerine gerekli montajlar yapılarak bisiklet hazır hale getirilmektedir.
Firmalar artık müşterileri için değer yarattığı ölçüde ve müşterilerini de bu değer zincirinin bir parçası haline getirdiği sürece rekabet avantajı yakalayabilmektedir. Küresel rekabet ve yeni teknolojiler değer yaratmanın yeni yollarını meydana getirmektedir. Firmaların, tedarikçilerin ve müşterilerin elindeki seçenekler, Fordist yaklaşımın tam aksine hızla artış göstermektedir. Firmalar yaptıkları işe değer katarak müşteri memnuniyetini sağlamak ve mevcut müşterileri sadık müşteriler haline getirmek konusunda birbirleri ile yarışır duruma gelmiştir.
Tedarik Zincirinde Malzeme Yönetiminin Önemi

Günümüzde rekabet firmalar arasında olmaktan çok, firmaların sahip olduğu tedarik zincirleri arasındadır. Tedarik zinciri yönetimi doğru ürünün, doğru zamanda, doğru yerde, doğru fiyata tüm tedarik zinciri için mümkün olan en düşük maliyetle müşteriye ulaşmasını sağlayan malzeme, bilgi ve para akışının birlikte yönetimidir. İlk tedarikçiden müşteriye kadar varan dağıtım kanallarının yönetilmesi karmaşıktır. Bu sebeple süreç tedarikçi, üretici, perakendeci ve müşteri bütünlüğü içinde yürütülmelidir. Karmaşık ürünün yönetilmesinde tedarik zinciri optimizasyonu olarak bilinen MRP II, ERP, ERP II gibi yazılımlar kullanılmaktadır.çi ortamdansıyrılmak isteyen firmalar hızlı, etkin ve ekonomik bir tedarik zinciri oluşturmak durumundadır. Bu da rekabet edilen pazardaki gelişmeleri iyi bir şekilde takip etmek, gerekli malzemenin zamanında ve uygun fiyata tedarik edilmesi, üretilmesi ve müşteriye ulaştırılması anlamına gelir. İyi bir tedarik zinciri çeviktir. Yani talepte meydana gelen ani değişikliklere hızla ayak uydurabilir. Çevik, uyumlu, bilgi ve malzeme akışının iyi olduğu tedarik zincirleri şirketlere sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlar.
Malzeme yönetiminin amacı üretim için gerekli malzemelerin zinciri aksatmayacak şekilde, sürekli olarak temin edilmesidir. Üretim ya da hizmet işletmeleri için malzeme yönetim ve tedarik sisteminin maliyeti, toplam maliyetler içinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Etkin bir malzeme yönetimi, maliyetlerin düşürülmesi ve başarılı bir tedarik zinciri oluşumunda oldukça önemlidir. Gelişen teknoloji ile birlikte malzeme yönetimi üzerinde kontrol sağlamak ve rekabet avantajı sağlamak daha kolaylaşmıştır.
İşletmeler rekabet avantajı yakalayabilmek için Bilgi Teknolojilerinden yararlanmaktadır. Çünkü tedarik zinciri içinde yer alan işletmelerin sık sık birbirleriyle iletişim halinde olmaları; üretim, stok ve teslimat kararlarına ilişkin faaliyetleri birlikte yapmaları gerekir. Bilgi, tedarik zincirinin iyi bir şekilde yönetilmesi, tedarik zincirinin performansının arttırılması ve yöneticilerin doğru kararlar alması üzerinde oldukça etkilidir. Tedarik zincirinde bilginin analiz edilmesi ve paylaşılması için yaygın olarak kullanılan teknolojiler; Elektronik Veri Değişimi (EDI), İnternet, Kurumsal Kaynak Planlama (ERP), Tedarik Zinciri Yönetimi Yazılımı ve Radyo Frekanslı Kimlik Tanımlamadır (RFID).
Bilgi teknolojileri sayesinde malzemeler, bilgi ve finans, ilk tedarikçiden son kullanıcıya gelinceye kadar gerçekleşen akışta düzenlenmekte ve birbirlerine entegre hale gelmektedir. Ayrıca bu teknolojiler işletmenin anahtar proseslerine ilişkin hayati bilgilerin elde edilmesi ve düzenli bir şekilde paylaşılması işlevini gören değer zincirinin önemli bir sağlayıcısı olarak iş görmektedir. Bilgi teknolojilerine dayanan tedarik zinciri yönetimi sistemleri, zincirin üyelerine finansal performans açısından avantaj sağlayacaktır.
Malzeme yönetimi için şirketlerin çoğu SAP, Oracle gibi ERP sistemlerini kullanmaktadır. ERP, işletmenin stratejik amaç ve hedefleri doğrultusunda müşteri taleplerini en uygun şekilde karşılayabilmek için farklı coğrafi bölgelerde bulunan tedarik üretim ve dağıtım kaynaklarının en etkin şekilde planlanması koordinasyonu ve kontrol edilmesi gibi faaliyetleri yerine getiren bir sistemdir. ERP sistemleri işletmenin tüm bilgi ve işlemlerini birleştirmeye yönelik ve kurumsal kaynakların planlı bir şekilde kullanımı için tasarlanmıştır. ERP’de üretim, tedarik zinciri, malzeme yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi, depo yönetimi gibi modüller bulunmaktadır.
Organizasyonun tüm bilgi ve işlemlerinin tek bir bilgi sistemi üzerinde birleştirilmesi ve buradan yönetilmesi, süreçlerin birbirine entegre olarak verimli bir şekilde çalışmasını ve firmanın rekabetçi avantaj kazanmasını sağlayacaktır. Müşteri talebinin sürekli olarak değiştiği günümüzde, bu değişimi tahmin edebilmek oldukça güçtür. Bu sebeple tedarik zincirinde üst düzey bilgi entegrasyonu, en güncel bilgiye hızlı ulaşım ve talebe hızlı bir şekilde cevap verebilmek oldukça önemlidir. Üretim ya da hizmet işletmeleri için malzeme yönetim ve tedarik sisteminin maliyeti, toplam maliyetler içinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Etkin bir malzeme yönetimi ve bilgi akışı, maliyetlerin düşürülmesini, optimizasyon ile kaynakların verimliliğinin artırılmasını, zincirin daha çevik hale gelmesini sağlayarak tedarik zincirinin performansına olumlu yönde etkileyeceği ve işletmeye rekabet avantajı sağlayacağı şüphesizdir.
Kaynaklar:
Lojistiğin Tarihsel Gelişimi

Lojistik, globalleşme adına 500 yıldır önemli bir rol oynamaktadır. Antik Mısır’da Piramitlerin inşasından bu yana lojistik hatırı sayılır gelişmeler göstermiştir. Zamanla akıllı lojistik çözümleri yeni tarihsel ve ekonomik devri şekillendirmiştir. Bu konudaki temel ilerlemeler deniz kargo konteynırlarının icat edilmesi olarak belirlenebilir.
M.Ö. 2700’lü Yıllar: Mısır Piramitlerinin Yapımında Malzeme Taşıma Teknolojisi
Tonlarca ağırlıktaki blok taşların inşaat alanına taşınması. 146 metre yüksekliğinde ve 6 milyon ton ağırlığındaki Giza Piramitlerini inşaa etmek için Mısırlıların malzeme taşıma teknolojisinde çok iyi olduklarını ve karmaşık malzeme ekipmanlarına sahip olmaları gerekiyor. Bugün bile piramitlerin nasıl yapıldığı ve malzemelerin nasıl taşındığı konusu tam olarak açıklanamamıştır.
M.Ö. 300’lü Yıllar: Devrim Yaratan Yunan Kürek Tekneleri
Kürek tekneleri, açık denizlerde seyahat ve uluslarası ticaretin yeni bir yolunu oluşturmuştur. Bu icat, hareket halindeki askeri kamplara lojistik tedarik sistemi ihtiyacıyla meydana getirilmiştir.
700’lü Yıllar: Endülüs Emevilerinin inşaa ettiği Kurtuba Camisi ve Tedarik Lojistik
Endülüs Emevilerinin İspanya’da yaptığı ünlü Kurtuba Camisi, Avrupa’nın en büyük camisi olarak 756 yılında yapılmaya başlandı. İslami yapıların genelinde bulunan sütunların yapılması için mükemmel bir tedarik lojistik sistemi gerekmektedir.
1200’lü Yıllar: Uluslararası Ağ Olarak Bilinen Hansa Birliği – paket taşıma ve uluslararası deniz taşımacılığı birliği.
1188 yılında Almanya’daki Hamburg şehri Kuzey Denizi’nde daha güvenli seyahat etmek yurtdışında iş yapmak isteyenler için Hansa Birliği’nin kurulduğu yer olmuştur. 200 binin üzerinde kürk deri Hansa gemileriyle taşınmıştır. Hansa ticareti daha sonra Karadeniz’den Reval’e kadar genişletilmiştir. Modern zamanın bakış açısıyla bu lig Avrupa Birliğine benzetilebilir.
1500’lü Yıllar: Avrupa’daki Posta Servisi – ilk mektup taşıma servisi.
İlk mektup taşıma servisinde mektuplar Paris, Belçika, İspanya ve Viyana İmparatorluğuna gönderiliyordu. O zamanın yapısı itibariyle mektupların teslimatında çok az bir gecikme yaşanması olasıdır.
1800’lü Yıllar: taşımacılıkta yeni teknolojiler sayesinde yeni yolların bulunması, demiryollarının inşaası.
Buhar makinelerinin kullanılması, araçların icat edilmesi, demiryolu ve gemilerde buhar gücünden yaralanılması, ham petrolün keşfedilmesi, yeni ekonomik yüzyılın habercisi olmuştur. Bu durum lojistik için yeni görevler, araçlar ve fırsatları bereberinde getirmiştir.
1940’lı Yıllar: Dünya savaşarı boyunca Askeri Lojistik – Askeri lojistiğin iş dünyasına transfer edilmesi.
I Dünya Savaşı boyunca, askerlere gerekli silah, mühümmat ve yiyeceklerin taşınması için kullanılan askeri lojistik hayati bir önem taşımaktadır. Savaştan sonra da bu lojistik yöntemleri iş dünyasında kullanılmaya başlanmıştır.
1956 Deniz konteynırlarının keşfedilmesi – dünya ticaretinde yapısal devrim ve malların uluslararası dolaşımının artması.
Amerikalı Malcom P. Mclean tarafından deniz konteynırlarının keşfesilmesi, dünyada neredeyse bütün endüstrilerdeki üretim durumunu değiştirmiştir. Bu aynı zamanda insanların tüketim alışkanlıklarının da değişmesi anlamına gelmektedir. Bugün bile deniz taşımacılığının uluslarası ticaretteki önemi yadsınamayacak durumdadır. Bu yolla konteynır taşımacılığı globalleşmeyi önemli ölçüde etkilemiştir.
1970 – 1980’li Yıllar: Kanban ve Tam Zamanında Üretim – JIT) – tedarike özel önem veren lojistik konseptleri
Kanban ve Tam Zamanında Üretim (Just in Time - JIT), Japon Toyota Motor firmasından Taiichi Ohno tarafından geliştirilmiştir. Bu yöntemlerle, lojistik diğer operasyonel fonksiyonlarla sıkı bir enterasyon içine girmiştir. Tedarike özel önem verilmiştir.
1990’lı Yıllar: QR(Quick Response – Çabuk Tepki) ve ECR (Efficient Consumer Response – Etkili Tüketici Tepkisi) – dağıtıma özel önem veren lojistik konseptleri
Çabuk tepki (QR) ve etkili tüketici tepkisi (ECR) teknolojileri, 1990’lı yıllarda geliştirilmiş ve birçok perakendeci ve toptancı firmalara uygulanmıştır. QR ve ECR teknolojileri lojistik üzerinde önemli bir etki yaratmıştır. Bu teknolojiler sonunda, dağıtım merkezleri malların stoklanmasında değil dağıtımında görev almaya başlamıştır. Sonuç olarak daha etkin bir ürün tedarik sistemi oluşturulmuştur.
Günümüzde: Tedarik Zinciri Yönetimi – tedarikçilerden son müşteriye varıncaya kadar bütün lojistik zincirinin kontrolü.
Tedarik Zinciri Yönetimi terimi 1980’li yılların sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır. Bugün tedarik zinciri yönetimi, hammadde tedarikinden, ürünün üretilmesi ve nihai müşteriye ulaştırılmasına kadar olan sürecin bütün olarak görülmesi oldukça önemlidir.
Küresel ortamda başarıyı yakalamak için etkin bir tedarik zincirine sahip olmak çok önemli.
Küresel rekabet 1970’li yıllarda başladı ve 1990’lı yıllarda hız kazandı. Küreselleşme bugün hala devam ediyor. Global pazarda rakipleri arasından sıyrılmak isteyen firmalar için etkin bir lojistik yönetimi uygulamak oldukça önemlidir.
Malzeme Yönetimi Nedir?
Malzeme yönetimi (materyal yönetimi), bir malzemenin akışının planlanması, tedarik edilmesi, depolanması, miktar ve zaman yönlerinden kontrol edilmesidir. Özellikle yedek parça satın alma ve yerine koyma, sipariş verilen ve alınan parçaların kalite kontrolünün yapılması, gönderilmesi, depolanması malzeme yönetimi kapsamındadır.
Malzeme Yönetiminin Amacı
Malzeme yönetiminin amacı, üretim için gerekli parçaların zamanında, zinciri bozmayacak şekilde, sürekli olarak temin etmektir. Materyal departmanı, tedarik tabanındaki materyallerin zamanında firmanın kullanımına sunulmasından sorumludur. Materyallerin müşteriye zamanında ulaşıp ulaşmadığı konusunda ölçümler yapılır. Malzeme departmanı ayrıca yeni piyasaya sürülenlerin yönetiminden de sorumludur.
Bazı firmaların malzeme yönetimleri tedarik tabanında malzemelerin tedarik ve yönetilmesinden sorumludur. Diğer firmalar ise tedarik ve yönetim sorumluluğunu ayrı bir satın alma departmanına bırakmışlardır. Satın alma departmanı bundan sonra satın alma fiyatlarından sorumludur.
Büyük firmalarda müşteri değişimlerindeki fazlalık nedeniyle son ürüne kadar geçen bir yıl boyunca yeni çıkan ürünler ve müşteri değişimlerinden farklı lojistik departmanları sorumlu olabilir. Bu lojistik departmanları piyasaya sürülen malzemelerin üretim için tedarik edildiğinden ve fabrika malzeme yönetimine transfer edildiğinden emin olur.
Malzeme yönetimi için firmadan firmaya uygulanabilecek herhangi bir standart bulunmamaktadır. Firmaların çoğu SAP, Oracle, MAPICS gibi ERP sistemlerini ve malzeme kontrolünü sağlayan diğer sistemleri kullanmaktadırlar. ERP sistemlerine sahip olmayan küçük şirketler elektronik tablo uygulamalarıyla malzeme akışını yönetmektedirler.
Malzeme yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, üretim için malzemelerin düzenli akışının sağlanmasıdır. Envanterin hatasız olmasını engelleyen ve üretim eksikliklerinin doğmasına, taşıma maliyetlerinin artmasına, stok fazlasına neden olan birçok faktör bulunmaktadır. Malzeme yönetiminden sorumlu olan kişilerin karşılaştıkları ana problemler; hatalı malzeme faturaları, hatalı döngü hesabı, rapor edilmemiş hurda, gönderim hataları, alım hataları ve üretim raporlama hatalarıdır. Malzeme yöneticileri, endüstri devriminden bu yana imalat sektörlerinde bu problemlerle nasıl başa çıkacaklarının yollarını aramaktadır.
Dolaşım Altyapısını Geliştirmek
Servis noktaları bir araya getirildiğinde gereksiz atıklar azaltılabilir ve verimlilik artırılabilir. Etkili bir malzeme yönetimi programı gönderme, alma ve araç hareketleri gibi ada uygulamalarını çözebilir. Çözümler yeni bir yükleme noktası oluşturmak, servis alanlarını güçlendirmek gibi faaliyetleri içerebilir. Daha iyi bir kampüs dolaşım altyapısı geliştirmek aynı zamanda mal teslimi ve servis araç rotalarını yeniden değerlendirmek anlamına gelmektedir. Araç türleri, ebatları ve programları çevredeki yerlerle uyumlu hale getirilmiştir. Bu durum kamyon trafiğini azaltarak yayalar ve diğer kullanıcılar için daha güvenli bir çevre meydana getirilmesini sağlamaktadır.
Tedarik ve Tedarik Zinciri Nedir?
Tedarik sadece üretim yapmak için gereken maddi girdilerin temin edilmesi değil, bunun yanında personel, hizmet ve finansman tedarikini de içine alan bir faaliyetler bütünüdür. İşletmelerde ekonomik faaliyetlerin üretim odaklı olmaktan çıkıp, müşteri odaklı olmaya başladığı dönemlerden itibaren üretimin müşteri istek ve beklentileri doğrultusunda oluşmasını, fiyatların da pazar koşullarına uygun olmasını gerektirmiştir. Artık fiyatlar üretim maliyetleri doğrultusunda belirlenmekten çıkmıştır. Maliyetlerin düşürülmesi, taleplere daha hızlı cevap verilmesi ve bir yandan da kalitenin belirli bir seviyede tutulması için işletmeler bazı materyalleri üretme ve stok tutma yerine lojistik faaliyetleri ile dışarıdan temin etme yoluna gitmişlerdir. [FA_Lite id="558"]
Bütün bu gelişmeler tedarik zinciri sisteminin meydana getirmiştir. Tedarik zinciri rekabetin arttığı günümüz koşullarında işletmelerin işbirliği içinde hareket etmesini sağlar. Kim hangi konuda daha iyiyse, o faaliyet üzerine odaklanır. Örneğin bazı ünlü markalar üretimi onlardan daha iyi yapabilecek başka firmalara verip yani “outsource” edip, kendileri uzman oldukları alanlara yönelmektedirler. Buna en güzel örnek “Nike” firmasıdır. Bu firmanın uzman olduğu alan tasarımdır ve tasarıma odaklanırlar. Üretimi ise tamamen “outsourcing” yani dış kaynak kullanımı yöntemiyle yaparlar. Bu şekilde maliyetler azaltılır, esneklik arttırılır ve uzman olunan alana daha fazla odaklanılabilinir.
Tedarik zinciri, satış, üretim, envanter yönetimi, malzeme temini, dağıtım, tedarik ve müşteri hizmetleri gibi farklı faaliyetleri kapsamaktadır. Tedarik zinciri yönetiminde ise; müşteri istekleri doğrultusunda doğru ürünün, doğru müşteriye, doğru zaman, fiyat ve yerde tedarik zincirinin tüm halkalarının mümkün olan en düşük maliyetle yapılıp, ulaştırılması oldukça önemlidir.
Tedarik Zinciri Yönetimi Nedir?
Tedarik zinciri, lojistik ağı ya da tedarik ağı organizasyonların insan, aktivite, bilgi ve kaynakları içine alan ürün ya da hizmetlerini fiziksel ya da sanal ortamda tedarikçiden müşteriye ulaştıran sistemdir. İş süreçlerin açısından tedarik zinciri; satış süreci, üretim, envanter yönetimi, malzeme temini, dağıtım, tedarik, satış tahmini ve müşteri hizmetleri gibi pek çok alanı içine almaktadır. Tedarik zinciri yönetimi, müşteri istekleri doğrultusunda müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla planlama süreci, uygulama süreci ve kontrol operasyonlarını düzenler.
Tedarik zinciri yönetimi hammadde, yarı mamul stoku ve üretim faaliyetleri ile mal ve hizmetlerin nihai tüketiciye ulaşması aşamasına kadar olan süreci içine alır. Firmaları tedarik ve talep yönetimi ile entegre hale getirir.
Eğer tedarik zinciri yönetimi sistemi, stratejik ve rekabetçi alanlarda tam anlamıyla uygulanırsa, firmalar bundan büyük bir avantaj yakalayabilirler. Siparişlerin istenen zamanda, istenen miktarda tamamlanması ve yerine ulaştırılması verimli bir iletişimle gerçekleştirilebilir. Ayrıca tedarik zinciri yönetimi firmalara, sürekli olarak stokların kontrol edilmesi konusunda fayda sağlamaktadır.
Lojistik, materyallerin olabildiğince az maliyetle ve güvenli bir şekilde taşınmasını ve teslim edilmesini sağlar. Malzeme, mamul, yarı mamul hareketleri ve depolanması, bölümlendirilmesi ve kayıtları, pazarlama kanallarının akışkanlığının sağlanması, siparişleri yerine getirmedeki maliyet etkilerinin minimize edilmesi ve böylece karlılığın artırılması lojistiğin başlıca görevleri arasındadır. İş dünyasında, lojistik tedarikçiden son kullanıcıya uzanan (tedarik zinciri) bir akış içinde; içe veya dışa ya da her ikisine odaklı olabilir. Üretim ve lojistik birimlerinin koordineli bir şekilde çalışması, siparişlerin herhangi bir gecikme yaşanmadan üretilmesi ve yerlerine teslim edilmesi konusunda oldukça önemlidir.
Bütün bunlar ışığında tedarik zinciri olmadan bir firma müşterilerine hızlı, kolay bir şekilde ve düşük fiyata ürün üretme ve dağıtma faaliyetlerinde başarılı olamaz. Bu durum firmaların günümüzün rekabetçi koşullarına dayanamayıp, kaybolup gitmesine neden olur.
Tedarik zinciri yönetimi, firmalara esnek olma ve uzmanlık alanlarına yönelme fırsatı sağlar. Bazı durumlarda, bazı operasyonlar o işi daha iyi yapan firmalara bırakılarak (outsourcing) organizasyonun, kendi uzmanlık alanına daha fazla vakit ayırma ve rekabetçi avantaj sağlama imkanı tanır. Örneğin dünyaca ünlü “Nike” firması tasarım konusunda uzmanlaşmış ve üretim işini tamamen outsource etmiştir.
Dünya Klasında Üretim (World Class Manufacturing – WCM) Nedir?
Dünya Klasında Üretim (World Class Manufacturing – WCM) sistemi, üretim felsefesi olarak dünya çapında imalatçılar konumuna yükselmeyi başarmaktır. Dünya klasında üretim felsefesi, organizasyon içindeki herkesi de içine alarak sürekli iyileşmeyi ve gelişmeyi içerir. Bu felsefe ile hareket eden organizasyonlar, kalite, maliyet, lojistik, esneklik ve yaratıcılık gibi rekabetçi avantaj sağlayacak noktalarda sürekli iyileşme fırsatı elde ederler. İş hayatında bu noktalarda meydana gelen gelişmeler işletmelerin hayatta kalması ve karlılığı için oldukça önemlidir.
Sürekli İyileştirmenin Yapısı
Dünya çapında statülerini devam ettirmek isteyen işletmeler, farklı yollar deneyebilirler. Bunlar şirketlerin bir ya da birden fazlasını seçebileceği 4 temel stratejiden oluşur.
1. Tam Zamanında Üretim (Just in Time – JIT)
Tam Zamanında Üretim (Just in Time – JIT), israfı ortadan kaldırmak, ürünleri istenilen zamanda, istenilen miktarda ve kalitede üretip, doğru yere nakletmek prensibine dayanır. Üretimi ve verimliliği arttırmak ana hedeflerdendir. Üretim esnasında bir sonraki işlemin üretimini de göz önünde tutarak iş sırasını belirler. Depolama işleminde sipariş verme seviyesine gelindiğini ve bu noktadan sonra siparişin karşılanması gerektiğini bildiren bu strateji sayesinde en verimli depo hacmi ve üretim devamlılığı sağlanmaktadır.
2. Toplam Kalite Yönetimi (Total Quality Management – TQM)
Toplam Kalite Yönetimi (Total Quality Management – TQM), organizasyon içindeki herkesin müşteri ihtiyaçlarını karşılamak, müşteri memnuniyetini garanti etmek adına, ürün kalite gelişimine katkıda bulunmasını gerektiren bir stratejidir. Üretim sürecinin her noktasında tüm çalışanların fikirleri alınmakta ve çalışanlar kaliteye dahil edilmektedir.
3. Toplam Üretim Bakımı (Total Preventive Maintenance – TPM)
Toplam Üretim Bakımı (Total Preventive Maintenance – TPM), günlük üretim içerisinde tüm çalışanların katkısıyla üretimde kullanılan araç ve makinelerin düzenli olarak bakımının yapılması, arızaların önlenmesiyle; kayıpların azalması ve verimliliğin arttırılması için kullanılan bir yöntemdir.
4. Bilgisayarla Bütünleşik Üretim (Computer Integrated Manufacturing – CIM)
Bilgisayarla Bütünleşik Üretim (Computer Integrated Manufacturing – CIM), şirketlerin dizayn, üretim, dağıtım, satış sonrası servis ve destek gibi alanlardaki operasyonlarını bilgisayar destekli, bilgi teknolojileri ile bütünleşik bir şekilde yürütmesini ifade etmektedir.
Dünya Klasında Üretim (WCM – World Class Manufacturing)
Ford T 1896 – 1927 yılları arasında, dünyada ilk defa uygulanan “assembly line” yani üretim ya da montaj hattı sistemi ile üretilen otomobil modelidir. Montaj hattı sistemi o güne kadar yapılan üretim sistemini değiştirmiş, fabrikalardaki üretim verimliliğinin onlarca kat artmasını sağlamış, kısacası 20. yüzyıl sanayisinin temelini oluşturmuştur. Bu üretim siteminde işçiler önceden belirlenmiş parçaları, belirli bir sıraya göre monte ederek, sonunda otomobili meydana getirmektedirler. Otomobilin hızlı bir şekilde üretilmesi çok sayıda işçinin yan yana gelmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. İşçiler bir ya da iki basit işi hiç durmadan arka arkaya yapmaktadır. İşçilerin işlerini doğru bir şekilde yapıp yapmadıklarını kontrol etmek için başlarında ustabaşılar görev yapmaktadır. Bu sistemde montaj hattının durdurulmaması hayati bir öneme sahip olduğu için ufak bir sorunu olan araba montaj hattının sonuna kadar gider, daha sonra hataları düzeltilmek üzere tekrar işlem alanına gönderilirdi. Bu durum zaman kaybına, israfa ve maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu sistemde çok sık iş kazaları meydana gelmektedir.
Yalın üretim, üretimde değerle israfın birbirinden ayırt edilmesi, israfın mümkünse yok edilmesi ve bu şekilde değerin ön plana çıkarılması mantığına dayanmaktadır. Yalın üretim sistemi içerisinde Dünya Klâsında Üretim Sistemi (World Class Manufacturing – WCM) ise 1990’ların başında literatürdeki yerini almaya başlamıştır. WCM’nin temel çalışma prensibi iş güvenliği ve israf analizine dayanmaktadır. Üretim sistemi; iş yeri organizasyonu, kalite, bakım ve lojistik olmak üzere 4 temel üzerine yapılandırılır. Sistemde sıfır hata, sıfır arıza, sıfır stok ve sıfır iş kazası amaçlanır.
Üretim sisteminde meydana gelen problemler kalite, lojistik, maliyetler ve dolayısıyla müşteri memnuniyeti üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmaktadır. WCM sisteminin sıfır hata, sıfır arıza, sıfır stok, sıfır iş kazası amaçları ile birlikte, üretilen ürünlerin kalitesi yükselmekte ve fiyatları düşmektedir. Bu da müşteri için bir değer yaratmayı ve dolayısıyla müşteri memnuniyetini beraberinde getirmektedir. Üretim yerlerinde daha az işçi çalışmakta, üretim daha çok robotlar tarafından gerçekleştirilmekte ve iş yerinde meydana gelen kazalarda da düşüş meydana gelmektedir. Dünya klasında üretim sistemi hem üretici, hem çalışanlar hem de firmanın potansiyel müşterilerinin memnuniyetini beraberinde getirmektedir.
Yalın Üretim için Kaizenler
Kaizen, iş dünyasında sürekli iyileşme projelerini içeren takım çalışmasına verilen bir isimdir. Japonca “kai” sürekli ve “zen” iyi kelimelerinin birleşmesiyle oluşan kaizen, sürekli iyileşme anlamına gelir.
Kaizen olayları yalın üretim sürecinin bir parçası olarak yürütülür. Kaizenler birçok şekilde uygulanabilmesine rağmen, genellikle bir görev ya da amaç doğrultusunda başlarlar. Örneğin bir markette çıkış hattı sırasını 6 dakikadan 3 dakikaya düşürmek. Bu konuda diğer bir örnek de bilgisayar donanım parçalarından elde edilen geliri % 6’dan %’8’e çıkarmak olabilir.
Görüldüğü gibi hedef açık bir şekilde tanımlanmaktadır. Yani hedef sadece “bilgisayar donanım parçalarından elde edilen geliri arttırmak” değil, geliri % 6’dan % 8’e çıkarmaktır. Ayrıca tanımlanmış bir de başlama ve bitiş tarihi mevcuttur. Pazartesi gününün başlama, Cuma gününün ise sonucun elde edildiği bitiş tarihi olarak belirlenmesi gibi.
Kaizen projeleri uzun süren projeler değildir. Genellikle kısa bir zamana sıkıştırılmış yoğun projelerdir. Yukarıda vermiş olduğum örnekteki gibi, market sıra problemlerini çözmek adına bütün gününü sadece bu işe adayacak 4 – 6 insana sahip olmalı ve beşinci günden itibaren hedefe ulaşmak için 3 gün kalmış olmalıdır.
Yalın üretim neredeyse bütün kaizen etkinliklerini içerir. Yalın üretimin PCDA (Plan – Do – Check – Act) uygulamasıyla doğal olarak birbirlerine uyum sağlarlar. Yalın yönetimin bütün iş faaliyetlerini kapsamasıyla birlikte, kazein etkinlikleri sistemdeki israfları atıp, bunun yerine değer yaratan işleri sisteme dahil etmeye devam eder.




