<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Bir Dönemin Sonu</title>
	<link>http://www.isletmeyonetimi.net/bir-donemin-sonu/</link>
	<description>Aktüel ve Genel İşletmecilik, Ekonomi vs.</description>
	<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:36:09 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: yurdaer ersan</title>
		<link>http://www.isletmeyonetimi.net/bir-donemin-sonu/#comment-100</link>
		<dc:creator>yurdaer ersan</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Feb 2008 10:28:54 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.isletmeyonetimi.net/bir-donemin-sonu/#comment-100</guid>
		<description>MANİFESTO
                                
                  PARANIN ÇAĞRISI                 

Tüm Dünyayı, kendi parasını yaratmaya çağırıyorum. Şaka yapmıyorum. Bu çağrıyı, öncelikle aklımızı başımıza toplayalım, sonra da, hala soramadığımız, sormadığımız  soruları bi soralım, ve birlikte irdeleyelim diye dillendiriyorum. Dünyanın parası olması gereken Dünya Parası, hala, ABD gibi bir tek devletin parası mı olmalı ? Ya da öncelikle AB gibi, sınırlı bir devletler topluluğunun parası olmaya mı sıvanmalı?.. Yoksa  bu güne kadar hiç de,  tüm dünyanın parası olmayan, olamayan şu parayı, yeniden tüm dünyanın parası  olarak yaratmanın, bir başka yolunu mu bulmalı?
Diyebilirsiniz ki, ipteki bu kadar cambazı seyretmek varken, bu soruna takılmak nereden geldi aklına. Sana mı düştü, bunun derdi? Tabii öncelikle bana düştü. Benim gibi herkese de düşmeli. Dertlerimizin hemen hemen tümünün  kaynağında, bu soruların yattığını herkes artık görebilmeli. Çünkü, yarattığımızdan bu yana cepten cebe, kasadan kasaya, hesaptan hesaba, bankadan bankaya, kıtadan kıtaya dolaşan şu para, kimlikten kimliğe, kılıktan kılığa girerek; kimimizi efendisi, çoğunluğumuzu da kölesi kıldı kendine. Bir yandan aklımızı başınızdan alırken, bir yandan da, kendisini tanıma olanağını yarattı hepimize. 
Artık, tüm varlığımızı tehdit eden bir güce ve perva-sızlığa ulaştığı  günümüzde, aynı zamanda yarınlarımızı aydınlatacak potansiyelini de tanıttı bize. Gelişen, evrilen ve tüm dünyamızı kapsayan, bir sistemsel yapı içinde, uzun bir tarihsel serüven yaşayarak, geldik onunla şu günlere. İnsan olabilmenin tadına varacağımız bir kapının önündeyiz bugün. Bize hazırlattığı yeni bir yapılanmanın eşiğindeyiz. Bense, yaşamımın  şu son otuz yılında, arkama baka baka, ideolojilerin perdelediği gözlerimi aça aça gelirken bu güne, parayla oluşturduğumuz sistemin önümüze açtığı yarınları düşünüyorum.
Dün, dünyayı sopalarıyla, paralarıyla parselleyenler, kendi egemenlik alanlarını, yarattılar. Kendi iç pazarlarını fırdönerek bütünleyenler, bir elde sopa, bir elde paralarıyla dünyaya, dünyalarımıza daldılar. Kral oldular,Hükümdar oldular,Emperyal oldular.Hızla yeni pazarları piyasalarına, ülkeleri, kendi paralarının hükmüne kattılar. Dünyalarımızı parçalayıp, hepimizi hükmettikleri sopanın gücüne, paranın gücüne kattılar. Onların buyruğunda bizleri donattılar. Ama, bu kaçınılmaz uzun yürüyüşte, bugünlerden yarınlara üzerinde büyüyeceğimiz halıyı da bizlere dokuttular.
Dünden bugüne yürürken, gene gördüm ki;  bu doğal akışın, gelişimin, kendiliğinden denen bu gidişin, sadece görünmez bir el  tarafından belirlendiğini keşfedebildik. Ama hala, görünmez olan bu elin, avucunda sakladığı sırrı, çözemedik. İnsan soyunun varoluşunun simgesi olan bu elin, aynı zamanda dünden bugüne yaşadığımız serüveni, sahibi olduğumuz tüm birikimi de  anlamlandıran bir simge olduğunu göremedik. Artık, epeydir benimle konuşan paranın; 
“Bu zorlu gidişe, karşı geldiniz, isyan ettiniz, ne kavgalar, ne savaşlarda birbirinizi ve herşeyinizi yok ettiniz. Gah isyan edip, gah şair kesilerek kendinizi teselli ettiniz. Alan kavgası, pazar kavgası, güç kavgası, din kavgası, sınıf kavgası, derken savaşlarda topluca intihar ettiniz. İktidarlar devirdiniz.Yeni iktidarlar yarattınız. Beni kapı dışarı da ettiniz. Ama birlikte yarattığımız sistemi yıkamadınız. Kurtuluşunuzu dokuduğunuz sistemi de hala tanıyamadınız. I. Cihan, II.Cihan savaşlarında, dünyanızı,  doğanızı birbirinizin kafasına yıktınız...”diye şıkırdayıp, fısıldayarak söylendiğini duyuyor gibiyim...
İnsanoğlu, dünden bugüne yürüyüşünde, ana gövdesini hep ortalama aklın oluşturduğu istikrar adalarında koruyabildi. Varlığını koruyup, sürdürebilmek için; kaçınılmaz olan büyüme ve gelişme olanağını da  en az emeği, en az enerjiyi harcayarak ve en kısa yolu izleyerek, bunları ortak aklın temel ilkesi sayan ve yapan insanların açtığı yollarda buldu. 
Bugün, firmaların, devletlerin sınırlı dünyalarını ve çıkarlarını aşabilen, ideolojiler dünyasının karanlık dehlizlerinden çıkabilen bireylere sesleniyorum. Paranın hegemonya bayrağını kent kent, devletten devlete dolaştırıp, sonunda başka bir kıtaya uçurduk..Sanki şimdi onu uçuracak ve dikecek yeni bir burç aramaktayız. 
Soruyorum! Bayrak, uçacak yeni bir yer beklerken, ortalama aklın belirleyeceği yolunu mu bekliyor? Yoksa eşiğinde bulunduğumuz yarınları yaratacak ortak aklın doğuşunu ve yol göstericiliğini mi bekliyor? Ortalama aklın kendiliğindenliğine terkedilmiş bir yarını mı, yoksa temel ilkesi belirli olan aklı, ortak akıl kılarak, küreselleşen sistemin yarınlarının birlikte çizebilmesini mi bekliyoruz?. 
Toplum mühendisliğini, sezgileri ve sahip olduklarının sınırlarında yapmaya çalışanların, hükmettiği dünyanın da sonuna geldik artık. İktidarlarımızla, muhalefetlerimizle çatışarak, yarışarak, kazanıp kaybederek zurnanın zırt dediği yere geldik.Çok şeyler kaybettik, çok şeyler kazanabiliriz. Yakında, ısıttığımız dünyayı kaynatmaya da başlayabiliriz. Tüm birikimimizle ve bu bölünmüşlüğümüzle kendimizi yok da edebiliriz.. 
Ortalama aklın yol göstericiliğini savunanlar, ortak aklın yolunu tıkamaya, onu saptırmaya çalışmaktalar. Ortak karar süreclerini oluşturmaya çalışanları, konumları ve güçleriyle, sahip oldukları sınırlı ideolojik yaklaşımlar ve ellerindeki her türlü olanakla engellemeye çalışabilirler. Bu engellemeler demokrat bireyleri yıldırmamalı. Toplumun yarınlarının mühendisliği, ortalama aklın değil, bu dünyanın demokrat bireylerinin oluşturacağı  ortak aklın, toplumun ortak akıl düzeni kılınmasıyla, gerçekleşmelidir.Toplumun düzeninin kararı, kendisinin elinde olmalıdır. Artık insanoğlu, kendi geleceğinin mühendisi olabilecek kadar yetkin ve donanımlıdır.
BM gibi, artık içi  geçmiş, işi bitmiş, flama ve düdük kimin elindeyse onun çıkarlarına göre tavır alan ve dünyanın başına dert olan bir hantal yapılanmadan kurtulmamalı mıyız?.
Tüm dünya kurumlarını, yeni bir ortak akılla yeniden oluşturmamalı mıyız?
Dünyanın yeni bütünlüğünü ve yeni otoritesini nasıl oluşturmalıyız?
Dünyanın tüm demokratları, sizleri, tüm dünyanın parası olacak, yepyeni bir dünya parasını da basacak, yeni bir dünya otoritesini yaratmayı düşünmeye çağırıyorum!..
Tüm dünyanın demokratları, konuşunuz, birleşiniz ve ses veriniz!..

                                                 Yurdaer Erşan
                                                   02 . 02 . 2008
                                       yurdaerersan@gmail.com
                       yurdaer-yurdaerersan.blogspot.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>MANİFESTO</p>
<p>                  PARANIN ÇAĞRISI                 </p>
<p>Tüm Dünyayı, kendi parasını yaratmaya çağırıyorum. Şaka yapmıyorum. Bu çağrıyı, öncelikle aklımızı başımıza toplayalım, sonra da, hala soramadığımız, sormadığımız  soruları bi soralım, ve birlikte irdeleyelim diye dillendiriyorum. Dünyanın parası olması gereken Dünya Parası, hala, ABD gibi bir tek devletin parası mı olmalı ? Ya da öncelikle AB gibi, sınırlı bir devletler topluluğunun parası olmaya mı sıvanmalı?.. Yoksa  bu güne kadar hiç de,  tüm dünyanın parası olmayan, olamayan şu parayı, yeniden tüm dünyanın parası  olarak yaratmanın, bir başka yolunu mu bulmalı?<br />
Diyebilirsiniz ki, ipteki bu kadar cambazı seyretmek varken, bu soruna takılmak nereden geldi aklına. Sana mı düştü, bunun derdi? Tabii öncelikle bana düştü. Benim gibi herkese de düşmeli. Dertlerimizin hemen hemen tümünün  kaynağında, bu soruların yattığını herkes artık görebilmeli. Çünkü, yarattığımızdan bu yana cepten cebe, kasadan kasaya, hesaptan hesaba, bankadan bankaya, kıtadan kıtaya dolaşan şu para, kimlikten kimliğe, kılıktan kılığa girerek; kimimizi efendisi, çoğunluğumuzu da kölesi kıldı kendine. Bir yandan aklımızı başınızdan alırken, bir yandan da, kendisini tanıma olanağını yarattı hepimize.<br />
Artık, tüm varlığımızı tehdit eden bir güce ve perva-sızlığa ulaştığı  günümüzde, aynı zamanda yarınlarımızı aydınlatacak potansiyelini de tanıttı bize. Gelişen, evrilen ve tüm dünyamızı kapsayan, bir sistemsel yapı içinde, uzun bir tarihsel serüven yaşayarak, geldik onunla şu günlere. İnsan olabilmenin tadına varacağımız bir kapının önündeyiz bugün. Bize hazırlattığı yeni bir yapılanmanın eşiğindeyiz. Bense, yaşamımın  şu son otuz yılında, arkama baka baka, ideolojilerin perdelediği gözlerimi aça aça gelirken bu güne, parayla oluşturduğumuz sistemin önümüze açtığı yarınları düşünüyorum.<br />
Dün, dünyayı sopalarıyla, paralarıyla parselleyenler, kendi egemenlik alanlarını, yarattılar. Kendi iç pazarlarını fırdönerek bütünleyenler, bir elde sopa, bir elde paralarıyla dünyaya, dünyalarımıza daldılar. Kral oldular,Hükümdar oldular,Emperyal oldular.Hızla yeni pazarları piyasalarına, ülkeleri, kendi paralarının hükmüne kattılar. Dünyalarımızı parçalayıp, hepimizi hükmettikleri sopanın gücüne, paranın gücüne kattılar. Onların buyruğunda bizleri donattılar. Ama, bu kaçınılmaz uzun yürüyüşte, bugünlerden yarınlara üzerinde büyüyeceğimiz halıyı da bizlere dokuttular.<br />
Dünden bugüne yürürken, gene gördüm ki;  bu doğal akışın, gelişimin, kendiliğinden denen bu gidişin, sadece görünmez bir el  tarafından belirlendiğini keşfedebildik. Ama hala, görünmez olan bu elin, avucunda sakladığı sırrı, çözemedik. İnsan soyunun varoluşunun simgesi olan bu elin, aynı zamanda dünden bugüne yaşadığımız serüveni, sahibi olduğumuz tüm birikimi de  anlamlandıran bir simge olduğunu göremedik. Artık, epeydir benimle konuşan paranın;<br />
“Bu zorlu gidişe, karşı geldiniz, isyan ettiniz, ne kavgalar, ne savaşlarda birbirinizi ve herşeyinizi yok ettiniz. Gah isyan edip, gah şair kesilerek kendinizi teselli ettiniz. Alan kavgası, pazar kavgası, güç kavgası, din kavgası, sınıf kavgası, derken savaşlarda topluca intihar ettiniz. İktidarlar devirdiniz.Yeni iktidarlar yarattınız. Beni kapı dışarı da ettiniz. Ama birlikte yarattığımız sistemi yıkamadınız. Kurtuluşunuzu dokuduğunuz sistemi de hala tanıyamadınız. I. Cihan, II.Cihan savaşlarında, dünyanızı,  doğanızı birbirinizin kafasına yıktınız&#8230;”diye şıkırdayıp, fısıldayarak söylendiğini duyuyor gibiyim&#8230;<br />
İnsanoğlu, dünden bugüne yürüyüşünde, ana gövdesini hep ortalama aklın oluşturduğu istikrar adalarında koruyabildi. Varlığını koruyup, sürdürebilmek için; kaçınılmaz olan büyüme ve gelişme olanağını da  en az emeği, en az enerjiyi harcayarak ve en kısa yolu izleyerek, bunları ortak aklın temel ilkesi sayan ve yapan insanların açtığı yollarda buldu.<br />
Bugün, firmaların, devletlerin sınırlı dünyalarını ve çıkarlarını aşabilen, ideolojiler dünyasının karanlık dehlizlerinden çıkabilen bireylere sesleniyorum. Paranın hegemonya bayrağını kent kent, devletten devlete dolaştırıp, sonunda başka bir kıtaya uçurduk..Sanki şimdi onu uçuracak ve dikecek yeni bir burç aramaktayız.<br />
Soruyorum! Bayrak, uçacak yeni bir yer beklerken, ortalama aklın belirleyeceği yolunu mu bekliyor? Yoksa eşiğinde bulunduğumuz yarınları yaratacak ortak aklın doğuşunu ve yol göstericiliğini mi bekliyor? Ortalama aklın kendiliğindenliğine terkedilmiş bir yarını mı, yoksa temel ilkesi belirli olan aklı, ortak akıl kılarak, küreselleşen sistemin yarınlarının birlikte çizebilmesini mi bekliyoruz?.<br />
Toplum mühendisliğini, sezgileri ve sahip olduklarının sınırlarında yapmaya çalışanların, hükmettiği dünyanın da sonuna geldik artık. İktidarlarımızla, muhalefetlerimizle çatışarak, yarışarak, kazanıp kaybederek zurnanın zırt dediği yere geldik.Çok şeyler kaybettik, çok şeyler kazanabiliriz. Yakında, ısıttığımız dünyayı kaynatmaya da başlayabiliriz. Tüm birikimimizle ve bu bölünmüşlüğümüzle kendimizi yok da edebiliriz..<br />
Ortalama aklın yol göstericiliğini savunanlar, ortak aklın yolunu tıkamaya, onu saptırmaya çalışmaktalar. Ortak karar süreclerini oluşturmaya çalışanları, konumları ve güçleriyle, sahip oldukları sınırlı ideolojik yaklaşımlar ve ellerindeki her türlü olanakla engellemeye çalışabilirler. Bu engellemeler demokrat bireyleri yıldırmamalı. Toplumun yarınlarının mühendisliği, ortalama aklın değil, bu dünyanın demokrat bireylerinin oluşturacağı  ortak aklın, toplumun ortak akıl düzeni kılınmasıyla, gerçekleşmelidir.Toplumun düzeninin kararı, kendisinin elinde olmalıdır. Artık insanoğlu, kendi geleceğinin mühendisi olabilecek kadar yetkin ve donanımlıdır.<br />
BM gibi, artık içi  geçmiş, işi bitmiş, flama ve düdük kimin elindeyse onun çıkarlarına göre tavır alan ve dünyanın başına dert olan bir hantal yapılanmadan kurtulmamalı mıyız?.<br />
Tüm dünya kurumlarını, yeni bir ortak akılla yeniden oluşturmamalı mıyız?<br />
Dünyanın yeni bütünlüğünü ve yeni otoritesini nasıl oluşturmalıyız?<br />
Dünyanın tüm demokratları, sizleri, tüm dünyanın parası olacak, yepyeni bir dünya parasını da basacak, yeni bir dünya otoritesini yaratmayı düşünmeye çağırıyorum!..<br />
Tüm dünyanın demokratları, konuşunuz, birleşiniz ve ses veriniz!..</p>
<p>                                                 Yurdaer Erşan<br />
                                                   02 . 02 . 2008<br />
                                       <a href="mailto:yurdaerersan@gmail.com">yurdaerersan@gmail.com</a><br />
                       yurdaer-yurdaerersan.blogspot.com</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Uğur Özmen</title>
		<link>http://www.isletmeyonetimi.net/bir-donemin-sonu/#comment-93</link>
		<dc:creator>Uğur Özmen</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 21:41:23 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.isletmeyonetimi.net/bir-donemin-sonu/#comment-93</guid>
		<description>Yönetim bilimleri, hemen hepimizin de eğitimini aldığı "Kuzey Amerika Yönetim Modeli" prensiplerine dayanıyor. Bunlar da 1900'lerin başında ortaya koyulan "orta kapasiteli insanların iyi yönetilmesi" esaslarına bağlı. 

Son 30 senede inanılmaz değişiklikler oldu. Cep telefonu, PC, internet, lap top, i-pod, Google, facebook, Apple, sosyal ağlar, second life, vb...  Peki yöneticilik eğitiminde bu derece olmasa bile, köklü bir değişim oldu mu? Maalesef HAYIR. 

Bu nedenledir ki (bence) inovasyon galip geliyor. Büyük şirketler anlayana kadar yenileri ortaya çıkıp tahtı sarsıyor. Fiziksel dağıtım kurallarından arınmış bir ortam beliriyor. Biri YouTube’a 3 dakikalık filmini koyuyor. Müziğini koyuyor ve sonunda parasını kazanmaya başlıyor. Fiziksel dağıtım kanallarının (plakçı, plak şirketi, müzik dükkanı – D&#38;R vb. gibi) kısıtlamalarını atlıyor. Zaten yaratıcının asıl motivasyonu önce para kazanmak değil, önce bilinir olmak. Bilinirlik zaten çeşitli şekilde kazanç getiriyor. 

Her köşeye dükkan açanlarla aynı yarışta oluveriyor insan. Elbette onların marka bilinirliği, ziyaret sıklığı getiriyor. Genç yetenek buna da bir yaratıcı çözüm arıyor. Ama sonuç, global demokrasi… Ya da yaratıcılığın önündeki fiziksel dağıtım kanalı engelinin aşılması…

(Bence) yönetim bilimi de kendini çağa uyarlamalı... Yeni Frederick Taylor'ların, Henri Fayol'ların ortaya çıkışını beklemeliyiz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetim bilimleri, hemen hepimizin de eğitimini aldığı &#8220;Kuzey Amerika Yönetim Modeli&#8221; prensiplerine dayanıyor. Bunlar da 1900&#8242;lerin başında ortaya koyulan &#8220;orta kapasiteli insanların iyi yönetilmesi&#8221; esaslarına bağlı. </p>
<p>Son 30 senede inanılmaz değişiklikler oldu. Cep telefonu, PC, internet, lap top, i-pod, Google, facebook, Apple, sosyal ağlar, second life, vb&#8230;  Peki yöneticilik eğitiminde bu derece olmasa bile, köklü bir değişim oldu mu? Maalesef HAYIR. </p>
<p>Bu nedenledir ki (bence) inovasyon galip geliyor. Büyük şirketler anlayana kadar yenileri ortaya çıkıp tahtı sarsıyor. Fiziksel dağıtım kurallarından arınmış bir ortam beliriyor. Biri YouTube’a 3 dakikalık filmini koyuyor. Müziğini koyuyor ve sonunda parasını kazanmaya başlıyor. Fiziksel dağıtım kanallarının (plakçı, plak şirketi, müzik dükkanı – D&amp;R vb. gibi) kısıtlamalarını atlıyor. Zaten yaratıcının asıl motivasyonu önce para kazanmak değil, önce bilinir olmak. Bilinirlik zaten çeşitli şekilde kazanç getiriyor. </p>
<p>Her köşeye dükkan açanlarla aynı yarışta oluveriyor insan. Elbette onların marka bilinirliği, ziyaret sıklığı getiriyor. Genç yetenek buna da bir yaratıcı çözüm arıyor. Ama sonuç, global demokrasi… Ya da yaratıcılığın önündeki fiziksel dağıtım kanalı engelinin aşılması…</p>
<p>(Bence) yönetim bilimi de kendini çağa uyarlamalı&#8230; Yeni Frederick Taylor&#8217;ların, Henri Fayol&#8217;ların ortaya çıkışını beklemeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
