“Ekonomik Özgürlük ve Gelişme” (W. Kasper, Liberte 2007) başlıklı kitabın birinci bölümü sınıfta tartışılırken büyümenin getirdiği olumlu ve olumsuz yönlerden bahsettik. Konuda yeri geldiği için şu günlerde popüler olan Küba’nın “açılımları” üzerine de konuştuk. Malum Castro sonrası dönemde ülkenin başına geçen Raul Castro dvd oynatıcılar, belli bir ekran büyüklüğü üzerindeki televizyonlar, elektrikli mutfak eşyaları, kişisel bilgisayar gibi ürünlerin kullanımına izin verdi. Evvelki cep telefonlarının da Küba vatandaşı tarafından kullanılabileceğini, ardından da Kübalıların yabancıların kalabileceği otellerde konaklayabileceği haberini işittik.
Bu konuda öğrencilere 3 ayrı bakış açısı olduğunu örneklerle aktardım. Genel görüş kısaca “kapalı bir ekonomi olan Küba artık değişime direnmeyip açılacak ve gelişen dünyanın bir parçası haline gelecek, darısı Kuzey Kore’nin başına” şeklinde özetlenebilir. Halbuki olaya soldan bakanların üslubu epey farklı. Biri konuyu olumlu görürken suçu ABD’ye atarken diğeri gelişmeleri olumsuz bulup “son kale yıkılıyor” şeklinde yorumluyor. Örnek vereyim:
Sol Gazetesi
Küba telefon hizmetlerini geliştiriyor
29 Mart 2008, CumartesiABD ablukasının yarattığı kısıtlar nedeniyle telefon altyapısını geliştiremeyen Küba, dost ülkelerin sağladığı olanaklarla telefon ağını yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki yıllarda yaşama geçirilecek olan plan Kübalıların cep telefonu hizmetinden de yararlanmasını sağlayacak.
derken, daha ortodoks marksistler konuyu bir yıkım olarak görüyor:
Tüketim toplumunun yeni fetiş objelerinin tamamına yakınını oluşturan elektronik cihazların sosyalizmin kalesi Küba’da ithali ve satışı Fidel Castro dönemi boyunca yasaklanmıştı. Geçtiğimiz ay iktidarı devralan kardeş Raul Castro’nun ilk icraatlarından biri bu yasağı gevşetmek oldu. Sızan bilgiye göre yeni hükümet kararıyla Küba vatandaşları artık DVD çalar, 19 ve 24 inç televizyon, elektrikli mutfak aletleri, otomobil alarmı ve kişisel bilgisayar sahibi olabilecek. Şimdiye kadar sadece yabancılar ve şirketler dışında kimse bilgisayar sahibi olamıyor, DVD oynatıcılaraysa gümrükte el konuyordu. Yeterli elektrik kaynağının bulunmaması sebebiyle klimaların serbest bırakılmasının 2009 yılını bulacağı söyleniyor.
Görüldüğü gibi solda “gelişmeler iyi, ABD ablukası olmasa zaten olurdu” diyenler kadar “tüketim toplumu, fetiş obje, sosyalizmin kalesi” gibi ifadeler de serdediliyor. ABD ablukası konusu bana mantıklı görünmüyor, uyduruk bir dvd player, 30 senedir kullanılan bilgisayarın, elektrikli bir fırının artık ucuzlamış haliyle ülkeye girmesine ABD ne diyebilir, Çin gibi “dost” bir ülke bunları istese Küba’ya rahatça yollayabilir. Asıl sebep olarak Küba vatandaşının fukara, parasız pulsuz olması ve Castro’nun diktatörlüğünü sürdürmek için “aman bunlar uyanıp da kapitalizmin fetiş objelerini istemesin, dünyadan da haberleri olmasın” diyerek bu işleri askıya almış olması bana daha mantıklı açıklamalar gibi duruyor.
Bunları özetlersek, ülkelerin zenginliği vatandaşların ekonomik ve siyasi özgürlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Ekonomik büyüme, serbest uluslararası ticaret, gümrük duvarlarının yıkılması sonucunda fakirleşme değil zenginleşme ortaya çıkar. Bundan herkes yararlanır. Kapitalizm ve küreselleşme bildik tekerlemenin tersine “zengini daha zengin, fakiri de daha zengin yapar”. Yarışa beraber başlayan Doğu ve Batı Almanya, Kuzey ve Güney Kore örneklerini de dikkate alırsak, devlet eliyle üretimin sürdürüldüğü sosyalist toplumların belli bir zenginlik üretimine ulaştığı ancak çarkı çeviremeyip battıklarını görürüz. Batı Almanya daha 2019 yılına kadar Doğulu soydaşlarının yükünü sırtında taşıyacak. Yarın Kuzey Kore ile Güney birleşirse Güney 40 yıldır oluşturduğu zenginliğini Kuzeyli kardeşlerine yedirmek zorunda kalacaktır. Sosyalizmin dünyaya mirası büyük bir harabeler topluluğundan ibarettir.
Bu konuda öğrencilere şu örneği de verdim, eğer Küba, Doğu Almanya çok matah yerlerse neden insanlar bunlardan binbir cefa ile kaçmak için hayatlarını tehlikeye atmış olsunlar? Misal ben sallara binip Küba’dan Florida’ya gitmeye çalışan, kimi yollarda boğulup ölen insanlar işittim. Doğu Berlinden kaçmak için duvarda vurulan insanlar da duydum ama hiç Florida’dan sala binip Küba’ya gitmeye kalkan bir Amerikalı yahut Batı Berlinden duvara çıkıp Doğuya atlamaya çalışırken vurulan adam duymadım. Haydi Küba ABD ablukasında diyelim, Doğu Almanya kimsenin ablukasında da değil, bu kaçış niye? Acaba sebep yüzbinlerce muhbirin işbaşında olduğu Doğu Alman istihbarat servisi Stasi olmasın? Merak edenler Dresden’deki merkezi ziyaret edip sosyalist blokun bu en batılı ülkesinin vaziyetini görebilir.
Kısaca, kapitalizmin zenginlik üretme konusundaki yeteneği tartışma götürmez bir gerçektir. Fakirlik de kapitalizmin sebep olduğu bir problem değildir, yoksulluk krallıklar, despotluklar, diktatörlüklerin hüküm sürdüğü kapalı ekonomilere has bir özelliktir. Kaldı ki göreceli fakirlik İsviçre, ABD, Japonya hasılı tüm medeni ülkelerde de mevcuttur, bunun ortadan kaldırılması için devletçi müdahalede bulunmak ancak zenginlikle mümkündür ve dozu iyi ayarlanmazsa fakirliği ortadan kaldırmak yerine tersine bir sürü akla gelmedik probleme yol açabilir. Sosyalizm ve sosyal demokrasi eşitlikçiliği çıkmaz bir sokaktır, belli bir süre yürür sonra teker artık dönmez hale gelebilir.
Bir de bu tüketim toplumu, fetiş obje gibi sözleri ciddiye almamak lazım. Birileri çıkıp şu fetiş objedir, bu değildir deme hak ve cüretini nereden alıyor? Cep telefonu ve dvd player fetiş objeyse, sabit telefon ve radyo neden fetiş obje olmuyor? Bana lüzumsuz görünen bir eşya bir başkasının işine yarıyor veya hoşuna gidiyor da olabilir. Misal, bir erkeğin kullandığı 2-3 temizlik ürünü yanında bir kadının dolabında, çantasında 200 kadar krem, parfüm, oje vs. bulunur. Bunların tümüne ıvır zıvır demek (size öyle gelse bile) kadınların kendini daha iyi hissetme hakkına saygısızlık anlamına gelir. Sonuçta piyasalar beğeniye, talebe göre yönlenir. Kimseye zorla silah dayayıp ürün satılmıyor. Tüketim toplumu, fetiş obje türü sözler tamamen içi boş, anlamsız insanları aptal yerine koyan şeyler. Ayağını yorganına göre uzatmayı bilen adam neden gidip “lüzumsuz (kime göre?)” şeyler alsın?
Küba konusu uzundur, ABD ambargosu da 1960’ların başında soğuk savaş dönemine ait problemlerden kaynaklanıyordu, bu ambargo ne ABD ne de Küba’ya bir şey kazandırmaz, bir an evvel kalkması makuldür. Ama çok genel hatlarıyla Küba’nın kaçınılmaz olarak orta vadede kontrollü merkezi devlet planlamasından serbest piyasa ekonomisine geçeceğini ileri sürmek mümkün görünüyor.
16 Yorum
RSS | Geri BildirimHocam merhaba,
Bahsettiğiniz derste ben de vardım ve görüşlerinize kesinlikle katılıyorum. Bunun en somut örneği Sovyetler Birliği ve doğu bloğu ülkeleri olduğunu düşünüyorum. Oradaki insanların yaşadığı yokluklar ortadadır.O bölegelerden buraya gelen insanların -ki bunlar iyi meslekler diyebileceğimiz mesleklere sahip insanlar- burada ne işlerle meşgul olduklarını biliyoruz.Görüldüğü gibi Rusya bile anladı da ekonomik sistemini değiştirdi. Darısı hala hayal görenlerin başına.
saygılar
Merhabalar;
Ne Liberaller Ne de Sosyalistler Payidar Olamayacaklardır.Küba ve Kuzey Kore kabuklarından çıkmalı ve Dünya’ya bağlı kaldığını ifade etmelidir.Dünya gitgide parçalanıyor.Kademe kademe ülkeler daha da birbirlerinden ayrılıyor.Para para para Dünya’ya egemen güç PARA.Ve bu para şimdi sadece Batı Avrupa Ülkelerinde ABD de Japonya da ve Çin’de Var.
Soğuk Savaş döneminde Türkiyeyi terk etmek durumunda kalan sosyalistler Moskova’ya ya da Doğu Almanya’ya değil, Fransa, Batı Almanya gibi ülkelere gitmeyi tercih ediyorlardı.Bu da ilginç bir durum. ( Nazım Hikmet gibi Moskovaya, Hikmet Kıvılcımlı gibi Yugoslavya’ya sığınanlar da var)
abd nin kübaya uyguladığı ambargonun bedeli 70 milyon dolar küba halkına kübadaki eğitim sağlık gibi şeyleri türkiye ile karşılaştırırsanız ortadaki sonucu göreceksiniz ayrıca sosyalizm kapalı bir ekonomi değildir ama sccb yada kübaya kapitalist ekonomilerin uyguladıkları amborgalar onları kendi kendine yetebilme olanağı vermiştir hocamız olaylara zenginlerin para babalarının vede emperyalistlerin sınıfından mı bakıyor yoksa işçilerin köylülerin sınıfından mı yoksa kendisininde fabrikası var ve orada işçi çalıştırıp onların üzerinden artı değer mi sağlıyor
Merhaba Mahir,
Kısaca cevap vereyim, öncelikle olaylara herhangi bir sınıfın penceresinden bakmıyorum. Zengin para babası gibi ifadelere karşı da işçi-köylü yerine tembel ayaktakımı dense hoş olmaz, zenginlik ille de kınanması gereken birşey değildir.
Sosyalizm kapalı olmamakla beraber planlı ekonomidir ve bunun da fiilen yürütülmesi kolay olmadığından değirmenin dönmesi için müteşebbise ihtiyaç duyulur, neticede Sosyalizm uygulamada sosyal demokrasiye dönüşür.
Prensip olarak sosyalizme karşı olmadığım gibi iyi kötü bir memur olarak zaten sosyalist hayat yaşıyorum, problem bunun sürdürülebilirliğindedir. Diğer taraftan olayların açıklanmasında ille de Marksist çerçeveyi kullanmak durumunda değiliz, bu kabullerin meşruluğu su götürür.
Maalesef site için fazla zaman ayıramıyorum, detaylı cevap veremediğim için kusura bakmayın, ilginiz için teşekkürler.
Hocam dediklerinize katılmakla beraber bu konuların daha derinine inmeniz gerektiğini belirtmek isterim.Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü 2.sınıf öğrencisiyim ve hocalarımızın birçoğu küreselleşme konusunda olumsuz fikirlere sahipler,fakat bu durumun dünyanın artık değişmez bir gerçeği olduğunu kendileri de belirtiyor.Ülkemiz sanayi devrimini tamamlamakla beraber bana göre maalesef ülkemi zin önemli bir bölümü pre-kapitaist toplum yapısına ait ve 7-8 sanayileşmiş şehir dışında ülkemizin diğer kentleri tarıma dayalı ekonomik sistemle kendisini idare etmeye çalışıyor.Tarımı önemsiz gördüğümü zannetmeyin,fakat ülkenin tarım sektörü biraz ayaklar altına alınıyor ve insanlar kendi topraklarından koptuğu zaman kendileri için daha iyi imkanlar aradıkları büyük şehirlere göç ediyor.Tarım sektöründen ayrılan bu insanlar gittikleri illerde işsizler ordusunna katılıyor.İktidara göreyse ülke bilgi çağına kendini uydurmakla meşgul ama daha önceki satırlarımda da belirttiğim gibi ülkemiz sanayileşmiş toplum çağına yeni yeni ayak basıyor.Bilgi üretmeyen,üretemeyen,ezberci zihin ve düşünce yapısına sahip,yerine göre tüketim çılgınlığına kendini kaptıran bir toplum kendisini daha nereye kadar bu durumda götürebilir?
Saygılarımla
Ferhat merhaba,
Katkın için teşekkürler, özellikle zihniyet yapımızla ilgili söylediklerinde haklısın, Türkiye çok önceleri geçmesi gereken sancılı bir süreci ancak şimdi yaşıyor maalesef.
Selamlar.
Hocam,cevabınız için çok teşekkürler.Sizden gümrük birliği konusunda görüş belirtmenizi rica ederim,bir hocamız bu konuda olumsuz bir görüşte bulundu ve bazı çevreler bu durumun ülkede çok olumsuz bir ticaret dengesi yarattığını,bu durumun Turgut Özal zamanında alınmış olan 24 Ocak kararlarının bir sonucu olduğunu belirtiyorlar.Özal zamanında başlatılan ekonomide dışa açılma modelinin de ayrıca içinde birtakım altyapı hatalarını barındırdığı söyleniyor.Sizden gümrük birliği konusunda ve ülkenin dışa açılma şekliyle alakalı görüş belirtmenizi rica ederim
Saygılarımla
sayın hocam ve degerli katılımcılar,
anladıgım kadarı ile liberal veya sosyalist sistemin iyi olup olmadıgına dair fener galatasaray tartısmasıdır suregele bu blogta..
oncelikle olarak iktisatcı ve isletmecilerin rakam ve kaynak vermeler gereklidir.
ayrıca kuramsal bilgi verilmesi, somut orneklerle dusuncelerin ifade edilmesi daha yararlı olur kanaatindeyim.
peki sosyalist terminolojide yer aldıgı için abd’nin ve diger batı ulkelerinin ozellikle adından bile kactıgı ‘planlama’ gerekli midir degil midir?
ayrıca sosyal devlet nedir?
anayasamızda tanımlanmıstır… ve halen islevseldir…
sosyal devlet kapitalist veya liberal dusuncenin sosyalist dusunceye attıgı en buyuk gol degil midir?
ege’de bu anlamda dusunen hocalar vardır bu normaldir, ben d e hacettepe iktisatta tuketim ve yasam konusunda tavırlarına guldugum hocalarımın halihazırda iktisadi goruslerine yakınım, belki de aynı gorusteyim… ben ogrenci iken anlamsız, geri ve gecersiz gelen gorusleri halen bana mantıklı eliyor…
AB’de gumruk birliği bize hangi yararı getirdi 1997 yılından sonra ?
saygıdeger Ferhat kardesim,
biz mi yanlıs okuduk veya yanlıs biliyoruz Türkiye hangi sanayi devrimini yasadı?
biz teknoloji transfer eden bir degil miyiz? o zman nasıl sanayi devrimimizi tamamladık?
az gelişimiş ülke karakteristiği ( gelişmekte olan ülke veya gelişmekte olan pazarlar da diyorlar bkz. emerging markets) teknoloji transfer eder ve beyin göçünün verildiği ülkedir.Bizde beyin göçü ve daha bir cok özellik az gelişmişliğin işaretidir.
sosyal kalkınma endeklerine, bebek ölüm oranlarına da bakarsan sanayileşmiş ülke sınıfına, tekstilden baska üretimi olmayan ve sonn kriz ortamında yaprak kımıldamayan denizli, Gaziantep ve Konyamızı da sanayileşmiş kent sınıına sokuyorsan bilmiyorum…
degerli arkadaslarım terminolojiyi net olarak ortaya koymazsanız, dogru dusuncelerimiz ortaya cıkmaz, Turkce her manada bilim dilidir, ancak irticalen konusma, metodlojik olmayan bir düşünce tartışma ortamı mümkün olamıyor.
entelektüeller, münevverler ve aydınlar veya herkimse, rakamlarla, terminoloji ile, bilimle konusmak zorunda, Kars’tan sanayileme bekleyemezsiniz, hinterland ve denize limana eirişim meselesidir, ancak memlekettte GSMH’yi artıracak her türlü çabaya u memleketin ihtiyacı var..
bu memleketin sermayeye ihtiyacı var.
bu memleketin akıllı mutesebbislere ihtiyacı var..
kısaca bu memelketin calısan ogrenciye, memura, doktora ihityacı var..
Son söz: Bu memleketin tasarrufa, akıllı durust calısakn mütesebbise, okul dersleri ile yetinmeyen gunde en az 100 sayfa okuyan ogrencilere ihtiyacı var..
selametle
soguk savası sadece ideolojiler arasında savaş görenlern de onyargılı oldugunu, abd’nin aracıları vasıtası ile cok miktarda rus petrolünü satın aldıgını, rusyanın veya kominşst blokun 1990 da glastnost ve prestorika ile cokmedigini cokusun aslında 1986 yılında ABD etkisinde ARAp petrlerinin fiyatındaki aşırı damping olduğunu, sistemlerin taamen liberal veya tamamen sosyal olmadığı, yeni dunya somuru duzeninin post-endüstriyel tezahürü oldugu bilinmelidir.2008-2009 aralıgında petrol dfiyatına bakanlar bunu rahat görebilir…
ekonomi politiğe inananlara , önerim aslolan politik ekonomidir…
bagımlı ve bagımsız degisken olayı….
saygılarımla
Aziz bey,
Günde 100 değil yılda 100 sayfa okuyacak öğrenci bulmak artık bir mesele. Dürüst müteşebbis de bizde zor çıkar, kendi ayağı üzerinde durmayı beceremeyen, güçlüye dayanmayı karakter haline getirmiş bir toplumda bunlar kolay iş değil.
Sosyalizm, sosyal devlet, kapitalizm gibi konularda burada pek hararetli bir tartışma yok, dediğiniz gibi zaten fiilen olan şey ortalama bir sosyal devleten ibarettir.
Selamlar.
Arı, peteği altıgen şeklinde yapar. Altıgen, balı kovanın içinde depolamak için en ideal yoldur. Arıda her altıgeni bilgisayarla çizilmiş gibi doğru yapma özelliği var ve bu mucizevi bir beceridir. Arı bu modelden hiçbir zaman sapmaz. “Yoruldum, neme lazım, bu da beşgen oluverse ne çıkar, bunun duvarı biraz daha ince oluversin” demez. Kuraldan, yani dürüstlükten hiçbir zaman sapmaz. Her kovanda her altıgen tam ve mükemmeldir.
Finans, veya genellikle ekonomi için böyle altın formüller bulunsa bile uygulanamaz. Çünkü insan kendi çıkarı söz konusu olduğunda ahlaksızlığa eğilimlidir. İşine geldiğinde onu bozacaktır.
Finans krizinin temel nedeni, doğrudan sapma, ahlaksızlıktır. Ödeme gücü olmayanlara konut kredisi açanlar, neredeyse hiç kimsenin anlamadığı kadar karmaşık enstrümanlar uydurup astronomik hacimlerde piyasaya sürenler bunların dandik olduğunu pekâlâ biliyorlardı. Patronları da biliyordu.
Ama, ceplerini Karun’un hazineleriyle doldurmakta oldukları için, sistem çökünceye kadar ağızlarını açmadılar.
Dürüstlük sıcaklık gibi ölçülebilseydi en müreffeh ve en mutlu ülkelerin en dürüst insanlar tarafından yönetilen ülkeler olduğu ortaya çıkardı.
Bir başka şey daha ortaya çıkardı: Bizimki gibi ülkelerin mutlu ve müreffeh olmasının olanaksızlığı.
Çözüm arayanlara bol şans diliyorum. Ama şuna inanıyorum ki, finans krizi dürüst olmamanın bir ürünü olduğu için hiçbir zaman önlenemeyecek.
(metin Münir’den, 06.4.2009)
bütün yorumları okudum ve galiba dönüp dolaşıp aynı şeyleri söylüyoruz.bir kaç seyde ben eklemek istiyorum.üniversite öğrencilerinin vakitlerini nasıl geçirdiği her şekilde ortada.acaba kaç kişi memleketlerine yol alırken bi kaç sayfa bişeyler okuma ihtiyacı duyuyor.öyleki yazın çalıştığım bi turistik yerde bütün turistler tatilleri boyunca bir kaç kitap bitirebiliyor.otel büyük bir kütüphane açmak zorunda bile kalmıştı…
yani ülke olarak araştırmayı sevmeyen siyaseti kurtlar vadisinden üniversite yaşantısını kavak yellerinden,kısaca herşeyi dizelerden alan bir millet haline geliyoruz.ekonomi bilincimizse zaten ortada.o da kulaktan duyma bi kaç şeyden ibaret.bırakın bunu i.i.b.f öğrencileri bile güncel ekonomi hakkında hiç bi bilgisi yok.bu da galiba bu alanın türkiyede ne kadar kıymetsiz hale getirilmesindendir.abd de lise eğitimini tamamlayan kuzenim üniversitede işletme ile ilgili bir bölüme çok yüksek bi puanla girmiş.peki ya bizde?i.i.b.f olmayan bir üniversitemiz var mı?hatta bazılarının 2-3 tane.bunun sonu ise zaten belli.kalifiye eleman sıkıntısı,işsizlik,yönetim eksiklikleri vs.aziz bey ve hocamızın dediği gibi bişeylerin geçiş dönemindemiyiz yoksa hala başlangıcındamıyız.mesela kriz bizi teğet mi geçti yoksa avuçlarına mı aldı hala bunun tartışmasını yapabiliyoruz…
Benim amacım bu blogta hem kendi sesimi duyurabilmek,hem de birtakım sorularıma Bahadır Hocadan cevap alabilmektir.Reel sosyalizmin çöküşü artık dünyanın kaçınılmaz ve değişmez bir gerçeğidir.Bu çöküşün nedenlerini bazı komplo teorisyenlerinin belirttiği üzere zamanını 2 süper gücünün birbirinden aldıkları ya da birbirlerine sattıkları petrolde,NATO blokunun kurmuş olduğu,bazı arkadaşların “sömürü düzeni” şeklinde tanımladığı sistemde aramak bana göre son derece yanlış bir yaklaşımdır.Reel sosyalizmin çöküşünün 2 ana nedeni,Batı bloğunun daha iyi bir siyasi sisteme ve çok daha güçlü kurumlara sahip olmasında yatar.Sovyetlerin soğuk savaş döneminde de aslında pek etkili olmadığını,Amerikanın bugünün tek kutuplu dünyasında olduğu kadar belki olmasa da oldukça vurucu ve etkili bir güce sahip olduğunu artık günümüzün pek çok analisti belirtmektedir.Sovyetlerin soğuk savaş dönemindeki belki de tek ve esaslı misyonunu “bağımsızlığını yeni kazanmış,3.dünya ülkelerine yardım götürmek” şeklinde belirtebiliriz.Tartışma zannedersem biraz siyasi bir yöne çekildi,fakat gönderilmiş olan bazı mesajları okuduktan sonra bu konuya değinmeye karar verdim.Gerek 1955 yılındaki Süveyş kanalının paylaşılamamasından kaynaklanan İngiltere ve Fransanın desteklediği İsrailin,Süveyş kanalının ABDnin desteğiyle “darbeyle iktidara gelmiş” Cemal Abdulnasır tarafından millileştirilmesi sonucunda bu kanala ve Sina yarımadasına saldırmasıyla çıkan savaşta olsun,gerekse başka çatışma alanlarında ya da bölgelerinde olsun Sovyetlerin etkisinin sınırlı olduğunu tarafsız kaynaklardan öğrenebilmekteyiz.Aziz beyin krizle ilgili görüşlerine katılmamaktayım,bu kriz “kapitalist düzenin” değil,piyasa ekonomisinin herşeye,her türlü soruna yetebileceği,devlet tarafından hiçbir müdahalenin piyasalara yapılmayacağı,yapılmaması gerektiği şeklinde görüş belirtenlerin yenilgi aldıklarını,serbest piyasa ekonomisinin dünyada daha uzun yıllarca alternatifinin bulunamayacağı görüşünün zaten uzmanlar tarafından dile getirildiğini bilmekteyiz.Sistemleri meydana getirenler,kuranlar insanlar olduğuna göre,sistemlerin kendi içerisinde birtakım zaaflarını barındırmakta olduğunu elbette ki belirtebiliriz.Benim görüşüme göre ekonomiye devlet müdahalesi kaçınılmazdır,zaten bu büyük krizden sonra da hakim kılınan görüş te budur;ancak bu müdahalenin hangi durumlarda ve hangi derecede yapılacağı ayrı bir tartışma konusudur.Anglosakson modeli,ki buradaki en büyük örnek konumunda olan Amerikan sistemi bile Başkan Obamanın almış olduğu kararlarla ferdiyetçi ve serbestiyetçi piyasa yapısını artık değiştirmek durumunda kaldı.Gerek Rusyada,gerek Fransada,İngilterede alınan kararlarda bunun etkisini görmekteyiz.Aziz beyin yazmış olduğu planlamanın ise artık iktisat terminolojisinde pek anılmadığını söylemek isterim,çünkü tüketici ya da hanehalkları şeklinde belirtilen grubun davranışlarını rasyonel(akılcı)biçiminde belirtmek imkansızdır,iktisadın kahinliğine soyunmak gibi bir durum ortaya çıkar,yerine göre onlarca hatta yüzlerce bilimsel parametre(değişken)bir iktisadi denklemin içerisinde bulunur ve bu parametrelerin değişmesi denklemi bambaşka bir yöne çevirebilir.Ayrıca rekabetin olmadığı,piyasasında neredeyse tek malın olduğu bir sistemin kurumlarının güçlü olması gibi bir durum mümkün olamaz,içinde rekabetin olmadığı bir sistem dışarıya karşı bırakalım yarışmayı,kendi içerisinde bile güçlü bir görüntü veremez ve yukarıda da yazdığım gibi,güçlü kurumlarının olmaması Sovyetleri hem de kendi içerisinden çökertmiştir.Krizin Türkiyeye olan etkisine gelince,bu kriz Türkiyeyi teğet geçmemiş,her ülkede olduğu gibi Türkiyeyi de derinden etkilemiştir ve hükümetin hazırlamış olduğu paket,sendikaların da belirttiği gibi patronlara,işverenlere yönelik hazırlanmıştır ve birçok yönüyle de yetersiz bulunmaktadır.Sanayi devrimine gelecek olursam,İngilterede 19.yüzyılda,kol gücünün yerini buharlı makinelere bırakmasıyla ve bu gelişmiş makinelerle seri üretime geçilmesiyle sanayi devrimi bu ülkede tamamlanmıştır ve Türkiyede de artık insana dayanan emek ve üretim de yerini birçok fabrikada seri üretim yapabilen makinelere bırakmıştır ve ülke bu şekilde sanayi devrimini tamamlamıştır.
degerli kardeslerim ekseriyetle Cetin ALTAN’ın goruslerini sevmem ama ‘enseyi karartmayalım ‘ demesini severim..
yani umitvar olunuz…
bahadır hocamın degerli gorusne de saygılar bendeniz universite camiasından deglim ama hocamın gorusleri cok hosuma gitti ve tespitleri de yerinde…
bunalrı herhangi bir alısverisimiz olmadıgı ve sadece burada tanıstıgımız icin fikirlerimi nacizane belirtebilirim..
evet kimseye eyvallah etmemek ve calsıkan olmak, eger iktisatta ve hayatta siarınız bu ise er gec basarırırsınız gencler..
ben genclerden umutluyum , cunku onlar bizden cok mucadele edecekler, mucadelenin oldugu yerde yeserir medeniyet, en sefih toplumlar en basarısızları degil midir?
yeniden kuba ornegine donersek,
siyaset ve tarih bir cok seyi acıklar kanısındayım…
somuren ve somurulen tarihtir kuba tarihi…
her seyi romantizmle acıklarlar belki ama reel politik her zaman farklıdır. Bundan 100 sene once kuba tarihine bakanlar bugünü öngören kubali ve hispanik dusunurlerin oldugunu goreceklerdir..
kuba oncelikle milli birliğini saglamayamamıs bir ulke degil midir?
hispanic ve yerlililerin ulkesidir? vatan, millet duyguları ve kutsala baglılıkları ne olcudedir? bunu sorguladıgınızda Fidel CAStronun kızının Miami de Amerikalılara sıgınması da fakirliğin ve gucsuzlugun mu eseridir???
arkadaslar belki komplo teorisi diyeceksiniz (bu arada conspiracy theory Turkceye nasıl aktarılmıs bakmak gerek , bizde bu kelime olmadıgına demek ki bizde komplo kulturü daha yeni mi, ???)) Al-i cengiz , bu kavramla aynı anlamda mıdır?
simdi yonetime gelen RAUL CASTRO, fidelin kardesi degil midir?
dünyada bu adamlar izole adalarında mı yasamaktafır, yoksa her halleri ile mevcut dünya düzeninin icinde midirler?
1750lerden sonra yeni dünya düzeni (novas erdo seclorium) dunyayı sanayilesme ile sekillendirirken bugun bilgi toplumu ile sekilllendirmekte midir?
fransız ihtilali bir baslangıc mıdır sonuc mudur?
peki ingliz ve amerikan ihitilallerinin durumu nedir?Benjamin franklin sadece paratonerin mi mucididir?
buyrun bugün yeni dünya düzenini tahlile?
Son söz: in order to control you have to predict, in order to predict you have to know….
IN ORDER TO KNOW, ????????
Bir ihtimal Amerikanın Iraka saldırması,belki de AKP iktidarının ülkede uygulamış olduğu neo-liberal politikalar,bu ülkede gerçekten önemli bir kesimin sosyal devlet kavramına,emperyalizm karşıtlığına özellikle vurgu yapmasını sağladı.Fidel Castronun mal varlığına bakanlar bu şahsın ne gibi bir karaktere sahip olduğunu,yönetmiş olduğu,dikte ettirmiş olduğu sistemin de ne derece çürümüş olduğunu görebilirler.Bu şahıs yanılmıyorsam mal varlığı bakımından dünyanın en zengin kişilerinden birisidir ve ülkesi bir fuhuş cennetine,seks ticareti merkezlerinden birisine dönüşmüştür.Türkiyede yaygın olan ve bana göre yanlış olan görüşlerden belki de en çok kullanılanı,tarihin tekerrürlerden ibaret olduğu,bugünü anlamanın en iyi yolunun geçmişteki olaylara veya olgulara bakmaktan geçtiğidir.Olaylar ve olgular birbirlerinin devamı olan,”sürekli birbirlerini takip eden” toplumsal öğeler değildirler,şartlar geçen zaman içerisinde bir hayli değişmiş olabilir,ki günümüzüm şartları bundan 100-150 ve hatta 50 sene öncesiyle kıyaslandığı zaman bir önceki cümlemde belirttiğim husus elbetteki geçerlidir.Değişen dünya şartları içerisinde toplumları incelemek;toplumsal,siyasal,hukuki,iktisadi olayları doğru anlayabilmek ve sorunların çözümü için kısa yoldan hedefe varma adına “tarihe bakmak yeterlidir” demek ancak Türk halkı gibi geri kalmış ülkelerin toplumlarında rastlanacak bir yaklaşımdır.Enseyi karartma yanlısı hiç kimse olmaz elbette;ancak bana göre ense yeteri kadar kara ve gerçek fotoğrafı görmek sorunların çözümleri için elbette çok gereklidir şeklinde düşünmekteyim.Komplo teorilerine gelirsek;özellikle devletler arası ilişkilerde hatta kurumlar arası ilişkilerde kullanılan bir teoridir,karşı tarafa zarar verme amacını taşırlar,fakat ülkemizde bazı gruplar hayret verici bir biçimde bu yaklaşımı gerçekten hatalı olarak kullanmaktadırlar.Örn:11 Eylül saldırıları gibi…Ulus-devletlerse artık dünyada önemli bir kesim tarafından zamanı ve modası geçmiş olarak değerlendirilmektedir.Demokrasi de elbetteki bir elit rejimi olarak tanımlanabilir ve bir grup elitin öncülüğünde,lokomotifliğinde ülkeler birçok yönden kalkınmalarını sağlarlar,ancak bu durum toplumun alt tabakasının da görülmeyip demokrasiden sadece üst zümrenin yararlanacağı anlamına tabii ki gelmez.Anlatmak istediğim bir ülkenin ittirici,motor gücünün üst burjuvazisi olduğudur.Türkiyenin de gerek değer yargılarıyla olsun,gerekse küresel ekonomiye entegre olmalarıyla olsun,oturmuş bir üst burjuvazisi bulunmaktadır ve bakınız sanayi devriminden bahsetmiyorum,Türkiyenin sanayileşememe hikayesinde de bu toplumsal grubun kendisine göre hataları bulunmaktadır.Aziz bey son yazısında milliyet kavramına değinmiş,anlattığı sığınma hikayesinin benzeri KKTCde Denktaşın çocuklarında da mevcuttur ve Kuzey Kıbrısın Güney Kıbrısa göre mevcut olan birçok avantajına rağmen nasıl geri kaldığını çok iyi bir şekilde aynen Küba-Amerika kıyaslamasında olduğu gibi bize göstermektedir.Son olarakta Aziz beyin yazısının son cümlesi için de I just googled it diyebilirim
Yorum Yapın