“Ekonomik Özgürlük ve Gelişme” (W. Kasper, Liberte 2007) başlıklı kitabın birinci bölümü sınıfta tartışılırken büyümenin getirdiği olumlu ve olumsuz yönlerden bahsettik. Konuda yeri geldiği için şu günlerde popüler olan Küba’nın “açılımları” üzerine de konuştuk. Malum Castro sonrası dönemde ülkenin başına geçen Raul Castro dvd oynatıcılar, belli bir ekran büyüklüğü üzerindeki televizyonlar, elektrikli mutfak eşyaları, kişisel bilgisayar gibi ürünlerin kullanımına izin verdi. Evvelki cep telefonlarının da Küba vatandaşı tarafından kullanılabileceğini, ardından da Kübalıların yabancıların kalabileceği otellerde konaklayabileceği haberini işittik.
Bu konuda öğrencilere 3 ayrı bakış açısı olduğunu örneklerle aktardım. Genel görüş kısaca “kapalı bir ekonomi olan Küba artık değişime direnmeyip açılacak ve gelişen dünyanın bir parçası haline gelecek, darısı Kuzey Kore’nin başına” şeklinde özetlenebilir. Halbuki olaya soldan bakanların üslubu epey farklı. Biri konuyu olumlu görürken suçu ABD’ye atarken diğeri gelişmeleri olumsuz bulup “son kale yıkılıyor” şeklinde yorumluyor. Örnek vereyim:
Sol Gazetesi
Küba telefon hizmetlerini geliştiriyor
29 Mart 2008, CumartesiABD ablukasının yarattığı kısıtlar nedeniyle telefon altyapısını geliştiremeyen Küba, dost ülkelerin sağladığı olanaklarla telefon ağını yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki yıllarda yaşama geçirilecek olan plan Kübalıların cep telefonu hizmetinden de yararlanmasını sağlayacak.
derken, daha ortodoks marksistler konuyu bir yıkım olarak görüyor:
Tüketim toplumunun yeni fetiş objelerinin tamamına yakınını oluşturan elektronik cihazların sosyalizmin kalesi Küba’da ithali ve satışı Fidel Castro dönemi boyunca yasaklanmıştı. Geçtiğimiz ay iktidarı devralan kardeş Raul Castro’nun ilk icraatlarından biri bu yasağı gevşetmek oldu. Sızan bilgiye göre yeni hükümet kararıyla Küba vatandaşları artık DVD çalar, 19 ve 24 inç televizyon, elektrikli mutfak aletleri, otomobil alarmı ve kişisel bilgisayar sahibi olabilecek. Şimdiye kadar sadece yabancılar ve şirketler dışında kimse bilgisayar sahibi olamıyor, DVD oynatıcılaraysa gümrükte el konuyordu. Yeterli elektrik kaynağının bulunmaması sebebiyle klimaların serbest bırakılmasının 2009 yılını bulacağı söyleniyor.
Görüldüğü gibi solda “gelişmeler iyi, ABD ablukası olmasa zaten olurdu” diyenler kadar “tüketim toplumu, fetiş obje, sosyalizmin kalesi” gibi ifadeler de serdediliyor. ABD ablukası konusu bana mantıklı görünmüyor, uyduruk bir dvd player, 30 senedir kullanılan bilgisayarın, elektrikli bir fırının artık ucuzlamış haliyle ülkeye girmesine ABD ne diyebilir, Çin gibi “dost” bir ülke bunları istese Küba’ya rahatça yollayabilir. Asıl sebep olarak Küba vatandaşının fukara, parasız pulsuz olması ve Castro’nun diktatörlüğünü sürdürmek için “aman bunlar uyanıp da kapitalizmin fetiş objelerini istemesin, dünyadan da haberleri olmasın” diyerek bu işleri askıya almış olması bana daha mantıklı açıklamalar gibi duruyor.
Bunları özetlersek, ülkelerin zenginliği vatandaşların ekonomik ve siyasi özgürlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Ekonomik büyüme, serbest uluslararası ticaret, gümrük duvarlarının yıkılması sonucunda fakirleşme değil zenginleşme ortaya çıkar. Bundan herkes yararlanır. Kapitalizm ve küreselleşme bildik tekerlemenin tersine “zengini daha zengin, fakiri de daha zengin yapar”. Yarışa beraber başlayan Doğu ve Batı Almanya, Kuzey ve Güney Kore örneklerini de dikkate alırsak, devlet eliyle üretimin sürdürüldüğü sosyalist toplumların belli bir zenginlik üretimine ulaştığı ancak çarkı çeviremeyip battıklarını görürüz. Batı Almanya daha 2019 yılına kadar Doğulu soydaşlarının yükünü sırtında taşıyacak. Yarın Kuzey Kore ile Güney birleşirse Güney 40 yıldır oluşturduğu zenginliğini Kuzeyli kardeşlerine yedirmek zorunda kalacaktır. Sosyalizmin dünyaya mirası büyük bir harabeler topluluğundan ibarettir.
Bu konuda öğrencilere şu örneği de verdim, eğer Küba, Doğu Almanya çok matah yerlerse neden insanlar bunlardan binbir cefa ile kaçmak için hayatlarını tehlikeye atmış olsunlar? Misal ben sallara binip Küba’dan Florida’ya gitmeye çalışan, kimi yollarda boğulup ölen insanlar işittim. Doğu Berlinden kaçmak için duvarda vurulan insanlar da duydum ama hiç Florida’dan sala binip Küba’ya gitmeye kalkan bir Amerikalı yahut Batı Berlinden duvara çıkıp Doğuya atlamaya çalışırken vurulan adam duymadım. Haydi Küba ABD ablukasında diyelim, Doğu Almanya kimsenin ablukasında da değil, bu kaçış niye? Acaba sebep yüzbinlerce muhbirin işbaşında olduğu Doğu Alman istihbarat servisi Stasi olmasın? Merak edenler Dresden’deki merkezi ziyaret edip sosyalist blokun bu en batılı ülkesinin vaziyetini görebilir.
Kısaca, kapitalizmin zenginlik üretme konusundaki yeteneği tartışma götürmez bir gerçektir. Fakirlik de kapitalizmin sebep olduğu bir problem değildir, yoksulluk krallıklar, despotluklar, diktatörlüklerin hüküm sürdüğü kapalı ekonomilere has bir özelliktir. Kaldı ki göreceli fakirlik İsviçre, ABD, Japonya hasılı tüm medeni ülkelerde de mevcuttur, bunun ortadan kaldırılması için devletçi müdahalede bulunmak ancak zenginlikle mümkündür ve dozu iyi ayarlanmazsa fakirliği ortadan kaldırmak yerine tersine bir sürü akla gelmedik probleme yol açabilir. Sosyalizm ve sosyal demokrasi eşitlikçiliği çıkmaz bir sokaktır, belli bir süre yürür sonra teker artık dönmez hale gelebilir.
Bir de bu tüketim toplumu, fetiş obje gibi sözleri ciddiye almamak lazım. Birileri çıkıp şu fetiş objedir, bu değildir deme hak ve cüretini nereden alıyor? Cep telefonu ve dvd player fetiş objeyse, sabit telefon ve radyo neden fetiş obje olmuyor? Bana lüzumsuz görünen bir eşya bir başkasının işine yarıyor veya hoşuna gidiyor da olabilir. Misal, bir erkeğin kullandığı 2-3 temizlik ürünü yanında bir kadının dolabında, çantasında 200 kadar krem, parfüm, oje vs. bulunur. Bunların tümüne ıvır zıvır demek (size öyle gelse bile) kadınların kendini daha iyi hissetme hakkına saygısızlık anlamına gelir. Sonuçta piyasalar beğeniye, talebe göre yönlenir. Kimseye zorla silah dayayıp ürün satılmıyor. Tüketim toplumu, fetiş obje türü sözler tamamen içi boş, anlamsız insanları aptal yerine koyan şeyler. Ayağını yorganına göre uzatmayı bilen adam neden gidip “lüzumsuz (kime göre?)” şeyler alsın?
Küba konusu uzundur, ABD ambargosu da 1960’ların başında soğuk savaş dönemine ait problemlerden kaynaklanıyordu, bu ambargo ne ABD ne de Küba’ya bir şey kazandırmaz, bir an evvel kalkması makuldür. Ama çok genel hatlarıyla Küba’nın kaçınılmaz olarak orta vadede kontrollü merkezi devlet planlamasından serbest piyasa ekonomisine geçeceğini ileri sürmek mümkün görünüyor.
3 Yorum
RSS | Geri BildirimHocam merhaba,
Bahsettiğiniz derste ben de vardım ve görüşlerinize kesinlikle katılıyorum. Bunun en somut örneği Sovyetler Birliği ve doğu bloğu ülkeleri olduğunu düşünüyorum. Oradaki insanların yaşadığı yokluklar ortadadır.O bölegelerden buraya gelen insanların -ki bunlar iyi meslekler diyebileceğimiz mesleklere sahip insanlar- burada ne işlerle meşgul olduklarını biliyoruz.Görüldüğü gibi Rusya bile anladı da ekonomik sistemini değiştirdi. Darısı hala hayal görenlerin başına.
saygılar
Merhabalar;
Ne Liberaller Ne de Sosyalistler Payidar Olamayacaklardır.Küba ve Kuzey Kore kabuklarından çıkmalı ve Dünya’ya bağlı kaldığını ifade etmelidir.Dünya gitgide parçalanıyor.Kademe kademe ülkeler daha da birbirlerinden ayrılıyor.Para para para Dünya’ya egemen güç PARA.Ve bu para şimdi sadece Batı Avrupa Ülkelerinde ABD de Japonya da ve Çin’de Var.
Soğuk Savaş döneminde Türkiyeyi terk etmek durumunda kalan sosyalistler Moskova’ya ya da Doğu Almanya’ya değil, Fransa, Batı Almanya gibi ülkelere gitmeyi tercih ediyorlardı.Bu da ilginç bir durum. ( Nazım Hikmet gibi Moskovaya, Hikmet Kıvılcımlı gibi Yugoslavya’ya sığınanlar da var)
Yorum Yapın