Parkinson Yasasını duymuşsunuzdur, her çeşit organizasyonda yaşanabilecek durumları mizahi bir bakışla anlatan Lord Northcote Parkinson’a ait bir kitapta bu yasalar toplanmıştır. Hepsi ilgi çekicidir de, bugün bir kitap okurken toplantı süresi ve konunun önemine ilişkin olanını hatırlayıverdim. Oktay Yenal’ın “İktisat Penceremden Anılar Düşünceler (Homer kitabevi, 2005)” adlı kitabını karıştırırken kendisinin bir emri vakiyle İş Bankası yönetim kurulu üyeliğine getirildikten sonra yaşadıkları dikkatimi çekti. Bir sürü problem arasında Oktay Bey şunu da anlatmış:

[…] Kurul ayda bir Ankara’da toplanıyordu. Kurul’da hiçbir kredi tahsis işleminin görüşülmediğini yine çok şaşırarak gördüm. Yozgat’taki bir ikinci müdürün çok içki içtiği ve tüccar ile senli benli olduğu için Çorum’a naklini uzun uzadıya görüşüyor, fakat çok büyük rakamlardaki kredi tahsislerini ancak İstanbul’a kurye ile gönderilen dosyalarda görüp imzalıyorduk. Buradaki garipliği birkaç kez Yönetim Kurulunda gündeme getirdim ise de her seferinde bu ikazlar benim yeni olduğuma yoruldu ve İş Bankasının gelenekleri mazereti ileri sürüldü. (S. 186)

Parkinson da ünlü kitabında bir konu ne kadar önemsiz ise, o konuya ayrılan süre ters orantılı olarak uzundur der. Yönetim kurulundaki herkesin o konuda bilgisi olduğundan uzun tartışmalar yaşanır, misal çay kahve ile ilgili konularda herkes bir fikir beyan eder. Sonuçta 3-5 kuruşluk bir iş için yarım saat konuşulur. Halbuki milyon dolarlık bir proje konusunda ancak uzman bir iki kişinin bilgisi olduğundan (ve bunun biri de müşteriden komisyon aldığından) hemen hiç kimse konuşmaz, tek uzmanın evet demesiyle konu onaylanır ve kapanır. Aynı durumu hepimiz katıldığımız toplantılarda görürüz. İsterseniz deneyin, bakalım lüzumsuz (ya da az lüzumlu) işlere ne kadar zaman harcanıyor, kritik konularda kimler ne kadar konuşuyor.

Oktay Yenal’ın hatıralarında daha pek çok ilginç yerler var, meraklısına tavsiye ederim.